Yazarın iddiası, uzun bir evlilik hayatında eşinin sözlerini tutmadığı hususunda hak iddia edebilecekken, onun hastalığında affetmek ve hizmet etmenin daha doğru yol olduğudur. Bu düşüşü, çocuklarından duydukları sorumluluk ve ilahi rızayı kazanma isteğiyle temellendirmiştir. Ancak, fedakarlığın tek taraflı olması ve kırgınlıkların hoşlanıp gittiğini söylemek, gerçekten de ilişkinin temelinde adalet varsa mümkün müdür?
"Elli yılımı beraber yaşadığım eşim, üç aydır hastanenin yoğun bakımında yatıyordu..."
Çileli hayatımı anlatmaya devam ediyorum... Ameliyat başarılı geçmiş kızımın candan ilgisi ile şifa bulmuştum.
Rabbime olan tevekkülüm, sabrım halis niyetim beni yeniden ışığa kavuşturmuştu. Uzun senelerce samimiyetle muhabbet duyduğum gazetemi yeniden okuyabilecek insanlara faydam daha kolaylaşacaktı.
Her nimetin bir bedeli olduğu gibi bu nimetin bedeli de ödenecekti elbet. Şefkatli yüreğimle dikkatlice kendime hizmet eden kızıma ve aynı muhabbetle etrafımda pervane olan oğullarıma sevgiyle bakıp tekrar tekrar teşekkür ettim.
Artık gönül rahatlığıyla evime dönecek yanımdan bir an bile ayrılmayan torunuma ve hayatla ölüm arasında git-gel yaşayan beyime rahatça hizmet edecektim.
50 yıllık hayatı beraber yaşamak zorunda olduğum eşim üç aydır hâlâ hastanenin yoğun bakımında yatıyordu. Evlatları babalarına kırgın olsalar da Allahü teâlânın rızasını kazanmak için onu yalnız bırakmıyor duasını almaya koşuyorlardı.
"Her şeye rağmen nasipli adammış diye geçirdim içimden. Mutlaka aldığı bir dua olmalı ki merhametli insanlarla beraber dedim kendi kendime. Ve dua ettim kırgın olduğum bu adama. Kırgındım çünkü evlenirken verdiği sözleri tutmamış hayat mücadelesinde üç çocukla beni hep yalnız bırakmıştı.
Birden düşüncelerimden sıyrılıp tövbe etmeye başladım. "Ya Rabbî, bu yaşananlarda nasıl suçlu ararım, tek suçlu varsa o da benim" dedim kendi kendime... Gözyaşları içinde tekrar camdan dışarı baktım.

4