"Siz hiçbir çınar yaprağını elinize aldınız mı 'Almadım' diyorsanız, buyurun şimdi alın..."
Pomaklar Türkiye'ye göç edip geldiklerinde, evde ve dışarıda kendi aralarında Pomakça konuşurlardı. Okul çağındaki çocuklar ve gençler, hızla Türkçeye yöneldiler. Ana babalar bunu severek desteklediler. Çocuklarının Türkçeyi en güzel şekilde öğrenmelerini istiyorlardı. Kendileri de öğrenme gayreti içinde oldular. Erkekler, sosyal ilişkilerinin daha çok olması sebebiyle daha çabuk öğreniyorlardı. Türkçe sevgisi takdire şayandı. Doğrusu da buydu. Bir ülkede kültür birliğinin oluşmasında dilin ne kadar büyük önem taşıdığını hepimiz biliyoruz. Bugün Pomakça bilen ve konuşan neredeyse kalmadı.
Osmanlıyı ihtişamından dolayı ulu çınara benzeten tarihçiler ve edebiyatçılar var. Yerinde bir benzetme. Arda Vadisi, ulu çınarın bir dalı olduğuna göre, Drama çevresindeki Pomak köylerini barındıran arazi de çınarın bir yaprağı olarak görülebilir.
Siz hiçbir çınar yaprağını elinize aldınız mı "Almadım" diyorsanız, buyurun şimdi alın. Yakından bakalım. Geniş. Etli. Beş ucu var. İnsan eli gibi. Damarları var. Parmaklarınızla ezin biraz. Suyu var. Heybet, kudret ve uzun ömründen dolayı Osmanlıyı çınar olarak görenler; her yaprağını, Osmanlının bir memleketi gibi düşünmüş olabilirler. Binlerce yaprak dallara ve gövdeye bağlı. Gövdeden can buluyor ve yaşıyor. Binlerce el semaya açılmış, dua ediyor, şükrediyor. Çünkü huzur var, mutluluk var...
Osmanlı, Balkanlara kendi kültürünü de götürmüştü. Çünkü, buraya kalıcı olarak gelinmişti. Camiler, mescitler ve medreseler; ilim, irşat noktalarıydı. Yöre halkından imkânı olan çocuklar, büyük köylerde bulunan medreselere gidip hiç olmazsa bir müddet tahsil görürlerdi.

11