"Ne sitem etti ne karşılık bekledi. Onun için aile olmak, sözle değil özde yaşanırdı."
Bazı insanlar hayatımıza gürültüyle girmez; sessizce yerleşir ama en sağlam izleri bırakır. Bekir eniştem, işte o iz bırakan insanlardan biridir. Onu anlatmak, sadece bir kişiyi anlatmak değildir; sabırla yoğrulmuş bir ömrü, sessiz fedakârlığı ve gerçek aile olmanın ne demek olduğunu anlatmaktır.
Bekir eniştem, yeğenlerine hiçbir zaman sadece "amca" olmadı. Hayatın yarım bıraktığı yerde o tamamladı; gerektiğinde bir baba oldu, gerektiğinde bir amca ama her zaman güvenilen bir aile büyüğü olarak durdu. Sorumlulukları paylaşmak değil, çoğu zaman tek başına üstlenmek zorunda kaldı. Bunu yaparken ne sitem etti ne de karşılık bekledi. Çünkü onun için aile olmak, sözle değil özde yaşanırdı.
Sıddık kardeşinin Aralık 2006'da geçirdiği beyin kanaması, ailemiz için ağır bir imtihandı. O günden sonra hayat, bambaşka bir düzen ve büyük bir sabır gerektirdi. Kardeşinin bugün hayatta olması büyük bir nimet; ancak bakıma muhtaç bir hayat, sadece güç değil, vicdan, merhamet ve tükenmeyen bir yürek ister.
Bekir eniştem bu sorumluluğu da sessizce omuzladı. Kardeşliğin sadece aynı anne babadan gelmek değil, ömür boyu birbirinin yükünü taşımak olduğunu bize yaşayıp gösterdi.
Türkiye Hastanesinin açıldığı ilk günden bu yana orada çalışıyor olması, onun karakterinin başka bir yüzüdür. Yıllar boyunca aynı yerde, aynı ciddiyetle çalışmak; işine sadakatle bağlanmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. O, işini sadece bir meslek değil, bir emanet olarak gördü. Çalışkanlığı kadar dürüstlüğüyle de örnek oldu.

9