Bakla pişirmeyen restoran

"Gördüğün gibi Rabbim verdikçe verdi. Ama bu baklanın kıymetini pek kimse bilmiyor."

Hayatlarında ilk defa tatile gidiyorlardı. Kilometrelerce yol aldıktan sonra buram buram doğallık kokan bir yerde mola verdiler. Çaylarını yudumlayıp gözlemelerini yedikten sonra Emine'nin gözü bahçedeki baklalara takıldı. Öylesine büyümüş öylesine çok bakla sebzesi vardı ki yokluk içinde geçen çocukluğu geldi aklına. Yanlarına gelen işletme sahibine;

-Maşallah bayağı bakla ekmişsiniz. Bereketli olsun birkaç tane koparıp yiyebilir miyim

İşletme sahibi ilk defa böyle bir teklifle karşılaşmıştı. Gülümsemeye başladı.

-Ne demek abla. Bahçe senin, istediğin kadar yiyebilir, toplayabilirsin.

Emine birkaç bakla toplayıp yemeye başladı. Hayatında böyle güzel tatlı taze bakla yememişti. O böyle eşiyle konuşurken az sonra elinde bir poşet ile işletme sahibi geldi.

"Buyur abla istediğin kadar bakla topla. İnan beni mutlu edersiniz. Ben bu baklayı yüzde yüz tabii gübresi ile ektim. Hiçbir ilaç kullanmadım. Gördüğün gibi Rabbim verdikçe verdi. Bu baklanın kıymetini kimse bilmiyor. Bu baklayı benden ilk isteyen sensin. Bu beni son derece mutlu etti. Bu baklanın vücuda faydaları saymakla bitmez... Ama ne yazık ki kimse bunu bilmiyor, bilse bile değer vermiyor. Bu aslında bir sebze değil bir nevi ilaç ilaç..."

Emine işletme sahibinin uzattığı poşete bakla topladıktan sonra yola revan oldular.

Yorucu bir yolculuktan sonra konaklayacakları tesise gelmişlerdi. Acıkmışlardı restoran bölümüne çıktılar. Etlisinden sütlüsüne, tatlısına her şey vardı. Bakla yoktu...