"Baba, diplomama bir bak!.."

"Nöbetçi öğretmen her bayram aynı soruyu sorardı: Sen yine gitmedin mi Yusuf"

Bayram arefeleri, yatılı okulların en sessiz günleridir. Öğleden sonra koğuşların havası birdenbire değişir; demir dolapların kapakları telaşla kapanır, bavullar hışırtılarla koridorlarda sürüklenir, memleketten gelen çöreklerin, baklavaların kokusu binanın dört bir yanına yayılırdı.

"Babam geldi!"

"Haydi, servis kalkıyor!"

"Geç kalmayın!"

Bir saat geçmeden okulun bahçesi boşalırdı. Servislerin ardından havaya kalkan toz da dağılınca, koskoca bina kendi sessizliğine gömülürdü...

Yusuf, koğuşun kapısında dururdu. Elini sağındaki ranzaya uzatırdı. Boş... Solundakine dokunurdu. O da boş... Biraz önce üzerinde çocukların oturup memleketlerini konuştukları demirler, şimdi buz gibi olurdu. Nöbetçi öğretmen her bayram aynı soruyu sorardı:

-Gitmedin mi Yusuf

Yusuf başını önüne eğerdi.

-Yol uzak öğretmenim.

Öğretmen bir şey söylemezdi. Çünkü uzak olanın yol olmadığını ikisi de bilirdi. Babası Hasan Usta, günlük yevmiyeyle çalışan bir ameleydi. Bir gün çalışmasa evde ocak yanmazdı. O yılın hesabı belliydi. Ya okul masrafı karşılanacak ya da bayram yolculuğu yapılacaktı. Hasan Usta her defasında aynı hesabı yapardı. Yusuf da hiçbir zaman bu hesaba itiraz etmezdi...

İlkokulu... Ortaokulu... Liseyi... Sonra üniversiteyi... Hepsini bu kıt kanaat imkânlarla yatılı okudu. Tarih bölümünü bitirdiği gün diplomasını babasının eline tutuşurdu.

-Baba diplomama bir bak...