"İçime bir kor düştü. Kendi çocukluğum geldi aklıma. Babamın kalın sesini hatırladım..."
Kızımla ilgili hatırama bugün de devam ediyorum. Eşim Aynur sessizce yanıma oturup fısıldadı:
"Bizim geçmişimiz zordu Hamit… Ama onunki öyle olmayacak, değil mi"
Başımı salladım, gözlerim dolmuştu: "Olmayacak Aynur… Olmasın diye çalışıyorum işte. Tozun içinde, gürültünün içinde… Hep onun yüzü gülsün diye."
Dilek gülerek kâğıda kocaman bir güneş çizdi: "Bak baba! Hepimiz için güneş!"
Ben de kalemi alıp yanına bir ev çizdim. O evin içinde biz vardık... Ben, Aynur ve küçük Dilek. Çocukken hiç çizemediğim, hiç yaşayamadığım o sıcak yuva…
Yıllar hızlı geçti. Günler birbirini kovaladı, aylar yıllara eklendi. Küçük Dilek, artık dokuz yaşına gelmişti. Okula gidiyordu, çantasını sırtına takıyor, defterlerini düzenliyor ama hâlâ tek başına adım atmaktan çekiniyordu.
Her sabah, Aynur elinden tutar, birlikte okul yolunu yürürlerdi. Mahallede herkes bu manzaraya alışmıştı. "Dilek büyüdü ama hâlâ annesinin eteğini bırakmaz" diye fısıldaşanlar olurdu. Bir sabah Aynur, mutfaktan seslendi:
"Dilek kızım, bakkaldan ekmek alıver. Bak çok yakın, hemen köşede."
Dilek kapının önünde kaldı, gözlerini yere dikti.
"Anne, tek başıma gidemem… Sen de gel."
Aynur biraz sert ama sabırlı bir sesle konuştu:
"Kızım, çekinecek ne var Bakkal gözümüzün önünde. Sen büyüdün artık, koca dördüncü sınıfa gidiyorsun."
Ama Dilek'in gözleri dolmuştu.
"Anne… Yalnız korkarım. Yolda biri bakarsa bana, ya kaybolursam Ne olur sen gel…"

6