Kapital sistem, her saniye bize şunu fısıldıyor: Daha fazla tüketmelisin ve tükettikçe mutlu olacaksın. Bu algı, iletişimin olduğu tüm mecralarda karşımıza çıkıyor. Alışveriş merkezleri, caddeler, meydanlar ışıl ışıl… Özel günler ise asla gündemden düşmüyor. Evlilik yıldönümleri, doğum günleri, yılbaşı ve daha fazlası… Bugünlerde mutlaka sevdiklerine hediye almalısın. Eğer tüketmezsen, maddi bir şeyler almazsan ya da ulaştıramazsan, onları önemsemediğin duygusu bilinçli olarak dayatılıyor.
Bu psikolojik baskı altında, kapitalizmin bile isteye esiri oluyoruz. Oysa sevgi dediğimiz kavram, yalnızca maddesel temaların yansımasıyla aktarılmaz. Bazen küçücük bir dokunuş, bir gülüş, içten bir "seni seviyorum" ifadesi, sıcacık bir iletişim her şeyden daha kıymetlidir. Eskiden böyle miydi bilmiyorum ama her geçen gün bu değerleri biraz daha kaybediyoruz.
Dijitalleşen dünya ile birlikte kapitalizm çok daha fazla ön plana çıktı. Başkalarının hayatlarını gözlemleyerek, kıyaslayarak çok daha büyük bir baskı altına giriyoruz. Ekranımıza düşen bir paylaşımda "bak, eşine böyle bir hediye aldı" cümlesiyle karşılaşıyoruz. O birkaç saniyelik video, kendi sıcak evimizde, mutlu yuvamızda, sevdiklerimizle birlikte yaşadığımız sade hayatın üzerine bir kâbus gibi çökebiliyor.
Oysa eşinin, sevdiğinin, evladının gözlerinin içine bakabilmenin, aynı sofrada oturabilmenin bereketini ve güzelliğini anlayabilsek… Evet, dışarıdan bakıldığında bu paylaşımlar ışıltılı ve güzel geliyor. Ama zaman geçtikçe görüyoruz ki bu "influencer" dünyasının ardında çoğu zaman içi boş, hatta çirkef hâller ve sonrasında büyük hüsranlar kalıyor.

15