Gönüller de yaralı ama hangi duygulara kapalı ki kalpler, bunlar başımıza geliyor. Allah'u Teala neye uyanmamızı murad ediyor Çok düşünecek vakit kalmadı. Odalara kapanıp tembellik yapıp da tefekkür ediyormuş gibi yapmaya da gerek yok. Tefekkür her an olabilecek bir eylemdir. Sokakta yürürken, otobüste, doğada işte her yerde... Hele bahar mevsimi tefekküre en çok mahal veren mevsimdir. Doğanın yeniden canlanışı ibrettir. Hiçbir müdahale olmadan dahi ağaç dallarının çiçeklenmesi, havada güneşin denizde yosunun kokusu yavaş yavaş yazın gelişini müjdeler. Bizler de hayatına olağan akışında sorgusuz sualsiz devam eder dünyanın diğer ucunda olan bitenden bihaber yaşayamayız. Topyekûn bir şahlanış mıdır Allah'ın muradı Yanı başındakinin derdini göğüslememizi mi ister yüce yaradan Mescidi Aksa gibi yaralı şu aralar gönlüm. Ayetle sabit kutsal beldemize adım atamıyor, kafirin eline düşmüş bizi bekliyor Mescidi Aksa.
NERDEN BAŞLAMALI
Hepimizin yapabileceği şeyler mutlaka var. Her düzeyden her seviyeden insanın duyarlı olması suskunları bile dile getirecek adımları atmalı. Kalpler mühürlü değilse 7 Ekim'den beri olan bitene kimse duyarsız kalamaz. Belki çok görece bir şeyler yapamaz ama kalbiyle bile buğuz etmesine yol açsak o bile bir şey ifade eder. Çünkü kötülüğe, insafsızlığa karşı uyuştu kalpler. Ben ne yapabilirim ki Devlet zaten adım atmıyor. İşte petrol sevkiyatını kesmiyor. Ya da İsrail ürünleri getirmesin, yasaklasın diye diye bahaneleri başka mercilere yüklemek doğru değil. Devletin bir ajandası var. Bir oyunu var bunu bizim buradan bilebilmemiz mümkün değil, gerekli de değil. Güvenmeliyiz devletimize ve bizler millet olarak yapılacakları yapmalıyız. İşte tefekkür bu yüzden var. Benim her zaman söylediğim gibi kendimizden başlamalıyız.
DİRİLMELİYİZ
Bir tokadı yemeden önce dirilebilsek güzel olacak. Yoksa kader tokadını indirdiğinde toparlanmak daha zor olur hatta o acıyla ayağa kalkmak zaman alır. Zamanımız yok, kalmadı. Düşman kapıyı kırmak üzere. Mabedimize girmiş, mahremimize pis ayağıyla basmış biz hala boş boş hamaset yapmayalım. Birbirimizi yemeyelim. Eyleme geçelim. Birbirimize kem gözle bakmayalım. Edebimizi takınalım. Terazide çalmayalım. İşçinin alın teri kurumadan verelim. Ahlakımızı yeniden kuşanalım. Beline, diline, eline sahip ol düsturu ile hareket edelim. Yoksa gerisi gerçekten acı tecrübe olacak. Ama Allah o acıyı tattırırken iyi niyetli inanan, mücadele edenleri de korur. Hiç hissettirmez. Her zaman kurunun yanında yaş da yanmaz. Allah'ın ilimleri türlü türlüdür. Bu olan bitende sapla saman ayrılır. Yanacaklar bellidir. Dirilen dirilir. Dirilmek istemeyen hala aynı Türküyü söyleyen de kaybeder.
ALLAH'IN ADALETİ
Mescidi Aksa bir gün kurtulacak. Ama onu kurtaracak millet olmayı dilerim. Bu yüzden de her konuda çok çalışmalı, bahaneleri terk etmeliyiz. Artık ağlamaklı şiirler okumak değil, çaresiz gibi sahnelerde, meydanlarda nutuk atmak değil, hedefimiz dirilmek, ölü toprağını üzerimizden atmak olmalı. Adaleti Allah'ın terazisine göre kurmalı Müslümanı üzeni idam sehpasında görmeli. Dileyen affeder, affetmez o adaletin imkânı olmalı. Bize bir kılıç lazım adalet üzere kalkan. Baş üstünde kafir baş bırakmayan. Adaleti siyonistlerin yamuk yumuk kanunlarına göre değil Allah'tan korkanların insafına göre yoğurmalı ki keskin olsun adalet. Mescidi Aksa'dan bizi uzak tutan Allah'ın imtihanıdır. Hadi bakalım şimdi tefekkür edelim; kendimiz terazinin hangi kefesinde eksik veya fazlayız Adalet sağlandığında Mescidi Aksa açılacaktır vesselam.
Artı EksiArtı
Meslek liseleri iyidir
Erzurum'un Karaçoban ilçesinde meslek lisesi öğrencileri, yaptıkları projeyle sadece tesisat yenilemiyor, gönüllere de dokunuyor. "Bir Işık da Sen Yak" projesi kapsamında harekete geçen öğrenciler, kırsalda yaşayan yaşlı ve ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine giderek hem tehlike saçan eski elektrik tesisatlarını yeniliyor hem de bozulan lamba ve prizleri tamir ediyor. Bununla da yetinmeyen öğrenciler; çamaşır makinesi, buzdolabı gibi elektronik eşyaların bakımını yaparak ailelerin hayatını kolaylaştırıyor. Bugüne kadar 15 eve umut olan gençler, bir yandan sahada mesleki deneyim kazanırken bir yandan da iyiliğin en güzel örneğini sergiliyor. Meslek liselerinin diğer alanlarında da aynı mantıkla hareket edilerek ülkede bu anlamda bir birlik beraberlik seferberliği başlatılabilir. Gençleri illa etiketleyeceksek iyilik ve güzellikle yaptıkları üzerinden etiketleyelim lütfen.
Eksi
Literatür kaynaklarımız neden sadece batıdan
Araştırma haber yapacaksanız bağımsız kaynak bulmak nerdeyse imkânsız. Kendi haber ajanslarımız dahil araştırma bulgularını BM'den vermek zorunda kalıyorlar. Makalelere bakıyorsunuz kaynaklar yine aynı adres. Batının topladığı verileri referans diye göstermek zorunda kalıyoruz. Çok az bağımsız kaynaklar bulabiliyoruz. İstatistikler ve bulgular batının kurumlarının araştırmacıları ve onların süzgeçlerinden geçen her şey raporlanıyor. Peki bizim dünyamızın bakış açısı ile düzenlenen raporlara ihtiyaç yok mu Ya da yayımlanan bulgular ne kadar gerçeği yansıtıyor Bizim bilmemizi istedikleri şeyleri veriyorlarsa karşılaştırmak için başvurulacak kaynaklar neden yok Bu konuda da işgal edilmiş olduğumuzu görüyoruz. Çalışan üreten, düşünen onlar, onların verilerine mahkumuz.
16 SatırDünyaya bedel
Hangi renk insanı farklı kılabilir ki İnsan olduktan sonra rengin ve şeklin ne önemi olabilir ki Ancak yüzler gülüyorsa o zaman renk renk açar güller yüzlerde. Yoksa hangi renge bürünürsen bürün, gönlünü kaplamamışsa merhamet ve içten değilse gülüşün, dön aynaya bak. Bazı bakışlar vardır dünyayı sarıp sarmalar. Gözlerin içi güler. Bu deruni bir gülüştür. Hiçbir maddi değerle satın alamazsın. Çok zengin, tüm servetini vermek ister, bir anlık gülüşün ferahlatıcı etkisine. İçten sarılışına ve gerçek insanlığa. Böyle bir gülüş bir anlık dünyanın güzelliğine şahitlik eder. Bu gülüş işte dünyaya bedel.
Dış Dünyadanİngiliz halifeliği
Disney tadında bir İngiliz animasyon filmi yapılmış. Filmi yapan bir kadın adı da: Kellie-Jay Keen. Filmin başlığı Halifelik adını taşıyor. Güya kadın üzerinden İslam'ı kötülemiş. Aslında çok klişe diyebileceğimiz bir konu ancak iş animasyon olunca etkilenecek olan çocuklar olacak. İngiltere'de İslam halifeliğinin bir sonraki adımda başa gelebileceğini ve bunun bir tehlikeli gidişat olduğunu vurgulamış film. Kadınlar siyahlar içinde mutsuz. Erkekler sakallı acımasız, despot. İşte İslam bu diyerek, "dikkat" demeye getirmiş. Asıl tehlike bu film ne zaman nerede kimler tarafından devreye sokulacak İzleniyor mu şu anda bilmiyorum. Bu belli ki bir fragman çünkü devamı gelecek diyor filmin sonunda. Bu arada şeriat İngiltere için gerçekten bir tehlike olabilir. Çünkü erkek çocuklarına en çok verilen isim Muhammed. E hal böyle olunca bunlar da kafir ilan edilecekmiş. Ben demiyorum animasyon filmde öyle diyor. Onca sene İslamofobi diye bir şey uydur. Ortalığı karıştır. Ama insanlar İslam'dan kaçacağına İslam'a koşsun. Bari bunu düşünün değil mi Onca insan şu iki sene zarfında akın akın İslam'a koştu ve hala da koşuyor. Sözüm bize; biz uyanık olalım yeter. Buna karşı gereğini de yapmamız lazım. Animasyon sektörü bizim cenahta çok boş. Olanları da izleyebilmek zor. Beğenemiyorum bir türlü. Lütfen artık çocukları cezbedecek hatta biz büyükleri de çekecek animasyonlar yapılsın.
EditörFilistin Toprak Günü ve Tevfik Ziyad
30 Mart 1976 tarihinde dünyanın dikkati ilk defa çok güçlü bir şekilde Filistin'e yöneldi. Geçtiğimiz pazartesi günü 50 yılı geride bırakan Filistin Toprak günü yıldönümünün asıl kahramanı Tevfik Ziyad'ı geçmeden edemeyiz. Tevfik Ziyad sadece bir siyasetçi değil, Filistin halkının "direniş şairi" ve 1976 Toprak Günü'nün en önemli mimarlarından biridir. Onun portresi, dünya sol siyaseti ile Filistin ulusal mücadelesinin nasıl iç içe geçtiğini en iyi özetleyen figürdür. Sağ siyasetin dini eksen üzerinden zaten gözlerin Filistin'de olduğu yıllardır. Ama ilk defa sol siyasetin sol aktivizmin dikkatini çeken 1976 Filistin'de o gün yaşananlar olmuştur. Aynı zamanda sol edebiyatın en güçlü örneklerinden biri olan "Unadikum" (Sizlere Sesleniyorum) şiiri, Filistin direnişinin gayri resmi marşı haline gelmiş ve onlarca dile çevrilmiştir.
"Size sesleniyorum! Elinizi sıkıyorum, Bastığınız toprağı öpüyorum, Ve size gözlerimin ışığını veriyorum, Kalbimin atışını sunuyorum... Ben size feda olayım... Felaketler içinde payıma düşen az değildi, Ben ki halkımın ekmeğinin koruyucusuyum, Ben ki bayrak taşıyanıyım, Evinin eşiğinde bekleyenim... Unutmadım... Unutmayacağım!"
30 Mart 1976 gününden önce İsrail hükümeti Celile bölgesinde yaklaşık 21 bin kilometre kare araziyi işgal edeceğini ilan ettiğinde Tevfik Ziyad'ın, tarihi çıkışı "Halk kararını verdi, grev yapılacak!" sözü, Toprak Günü'nün fitilini ateşleyen en ikonik cümledir. İsrail hükümeti Arap yerel liderlerine baskı yaparak grevi durdurmaya çalıştı ancak Ziyad, sadece bir bürokrat değil, işgalci polisin müdahalesine rağmen barikatların en önünde duran bir eylemciydi.
Toprak Günü; Vietnam Savaşı'ndan sonra dünya solunun odaklandığı en büyük anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) hareketlerden biri olmuştur. Toprağın mülkiyeti ve köylü hakları üzerinden yürütülen bu mücadele, Latin Amerika'dan Asya'ya kadar pek çok sol hareketle ideolojik bir bağ kurmuştur. Sol siyaset, Toprak Günü'nü sadece etnik bir çatışma değil, aynı zamanda bir sınıf çatışması olarak okur. Sol literatürde "emeğin ve toprağın korunması" olarak karşılık bulur. Bu olay, İsrail içindeki sol gruplar (özellikle komünist kökenli Rakah partisi gibi) ile Filistinli Arapların ortak bir zeminde buluşabileceğini göstermiştir. Ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkı (self-determinasyon) ilkesini güçlendirmiştir. Küresel sol blok için Filistin, Güney Afrika'daki apartheid rejimine karşı verilen mücadeleyle eşdeğer bir ırkçılık karşıtı platforma dönüşmüştür. Toprak Günü'nde uygulanan "Genel Grev" yöntemi, işçi sınıfının en güçlü silahının ulusal bir direnişle birleştirilmesidir. Bu taktik, dünya genelindeki sol hareketlere; azınlık hakları ile emek mücadelesinin nasıl iç içe geçebileceğine dair bir model sunmuştur.
Toprak Günü, Filistin halkının kimliğini unutturma çabalarına karşı, toprağı bir aidiyet ve direnç mekanı olarak yeniden inşa etmiştir. Bu durum, sol entelektüeller (Edward Said gibi) tarafından "sürgün ve yerinden edilmeye karşı entelektüel bir duruş" olarak dünya literatürüne kazandırılmıştır. Bu olayların ardından dünya genelindeki sol partiler ve sendikalar, Filistin davasını programlarına daha güçlü bir şekilde dahil etmeye başlamıştır.
1994 yılında, Filistin lideri Yaser Arafat ile Eriha'da yaptığı bir görüşmeden dönerken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Cenazesine on binlerce kişi katıldı; bu tören o güne kadar İsrail tarihindeki en büyük Arap protesto/anma gösterilerinden biri oldu.
Tevfik Ziyad; "Komünist ideoloji" ile "Filistinli kimliğini" birbirine rakip değil, birbirini besleyen iki unsur olarak sentezlemeyi başarmıştır. Onun liderliği, Filistinlilerin İsrail içindeki siyasi hak arayışını "mağduriyetten" çıkarıp "örgütlü bir sivil güce" dönüştürmüştür.
GÜNÜMÜZDE TOPRAK GÜNÜ'NÜN ANLAMI

13