Allah istese bize her şeyi bildirirdi. Geleceğimizi de gösterir ne yaşayacağımızı da önden görür tedbir alırdık. Aslında alamazdık ama almaya çalışırdık nafile. O yüzden bugün elimizde sayısız bilgi var, enformasyon var ve geleceğe dair kesin bir tasavvurumuz olmasa da artık nereye doğru dünyanın gittiğini daha net konuşabiliyoruz. Medya ve haberleşme araçları bu kadar yaygın değilken hepimiz daha mutluyduk. Kim ister geleceği bilmek O zaman yaşamanın anlamı olur muydu Bugün her türlü malumat önümüze çıkıyor. Ancak bir şeyi bildiğimizi varsayamayız. Onca malumatın arasında boğulup gidiyoruz. Hayatı yaşayamaz hale geldik.
Dünyayı sosyal medyada yaşıyoruz
Dünyanın içinde sosyal medya paralel evreninde yaşıyoruz. Artık hiper hızın içinde sersemlemiş ve de en kötüsü gerçeklikten kopmuş vaziyetteyiz. Bence bağımlı hale geldik. Tekno yöneticiler, dünyayı da artık buradan yönetiyorlar. Toplumları güdülüyorlar ve bunu da bize bilgi ile yaptıklarını söylüyorlar. Önümüze bir parça kemik gibi attıkları artıklarla oyalayıp duruyorlar. Yakında kimse kimsenin suratına asla bakmayacak. İyi bir yere doğru evrilmiyoruz bunu ciddiyetle söylemeliyim. Sosyal medya bir fasık. Çünkü bu mecradan iyi veya yanlışı görmek neredeyse imkânsız. Algoritmayı parmağının ucunda oynatan tekno devler artık bizim iplerimizi ellerine almışlar.
Çocuklara sosyal medya yasağı
Türkiye'de ve hatta birçok ülkede artık 15 yaş altı çocuklara sosyal medya kullanım yasağı geldi. Türkiye'de yeni uygulanmaya başlıyor. Bakalım faydası olacak mı Zaman içinde göreceğiz. Yazılı, elle tutulur belgelerin kıymetini anlayacağımız bir zamana doğru gittiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak bu onlara sarılacağımız anlamına gelmeyecektir. Çünkü insanlık kolaya alışır. Zor olan nadir olanın peşinde koşmak hem pahalı hem de nitelik isteyen bir şey olacak. Çocuklarımızı bir an önce bu sosyal medyanın zararlarından koruyabilirsek o kadar evladır. Okullar ve doğrusal olarak eğitim de başka bir aşamaya geçmeli. Sınıflardan çıkmalı artık eğitim. Doğaya doğru yönelmeliyiz. Gerçek çabaya ve gerçek bilgiyi elle, emekle elde edecek şekilde eğitim yeniden şekillenmeli. Laboratuvarda, kütüphanede, sahnede, atölyede, deniz kenarında, sokakta olmalı artık eğitim. Böylelikle çocuklarımızı daha çok kendi gerçeklikleriyle buluşturabilirsek hayatın nerede olduğunu anlamaları bakımından yol gösterici olacaktır. Hayat sosyal medyada yaşanmıyor çünkü.
Çok şey biliyoruz ama..
Aynı zamanda da bir şey bilmediğimizi bilmiyoruz. Ego çağında önümüze gelenlerin bilgi olduğunu sanarak büyük bir boşluğun, tatminsizliğin ve isyanın içindeyiz. En kötüsü de tüm bu olanlar bizi umutsuzluğa sevk ediyor. Hayatın tadını almaktan alıkoyuyor. Oysa insan teknolojik bir varlık değildir. İnsan doğaldır doğaya aittir. Bilginin kendisi sadece doğada vardır. İşlenmemiş ham bilgi bizi mutlu eder. Çünkü bu bilginin kokusu vardır; çiçek gibi. Sesi vardır; deniz gibi. Sonsuzluğu vardır; gökyüzü gibi. Alem bize bilgiyi sunar. O yüzden şiir yazarız. Okudukça düşüncelerimiz genişler. Ancak zaman baskısına sıkıştırıldığımız şu dönemde elde ettiğimiz hiçbir şey bilgi değil ancak dedikodudur. Bize bunu reva gördüler bilginin bilgisizliği içinde can çekişiyoruz. Her dönemin sonu vardır. Bu da benim umudumdur.
DERTLEŞMEKime inanacağız
Sosyal medyada kontrol mekanizmasını işletmek zor. Zaten dünyayı avucuna almış bu sosyal platformlar ancak işlerine geldiklerine sansür uyguluyorlar. İsrail aleyhinde bir şey söylediğimizde anında uyarı, kınama hatta ceza ile karşılaşabiliyoruz. Ancak ahlaksızlık, yalan, yanıltıcı yayınlara karşı bir yaptırım ancak yargı süreçlerinden sonra gelebiliyor. O da ölme eşeğim ölme yalvarışlarından farklı değil. Yani biri şikâyet edecek yargıya intikal edecek. Dava görülecek, deliller toplanacak yine yetmeyecek ileri tarihe atılacak ve böylelikle netleşene kadar insanlar zaten zehirlenmiş olacak. En kötüsü de yardım videoları ile insanların duyguları üzerinden iş yapanların açtığı vebaldir. Bir süredir sosyal medyada Ankara abisi olarak bilinen dernek sahibi hakkında para aklama suçlaması var. Onun yakın arkadaşı sosyal medya fenomeni foşur foşur Cem Özkök'e de istinat edilen bazı ithamlar var. Mesela 2 milyar liranın birbirleri hesabına transfer ettiklerine dair. Paranın kaynağı şu aralar araştırılıyor o yüzden de Ankara abisi tutuklandı. İnsanların evlerini baştan aşağı yenilerken çektiği yardım videoları viral oldu ve takipçi sayısı da 5 milyonu geçti. Şimdi gelelim asıl konumuza. Sosyal medya 'gerçekten böyle mi bu olay' diye anlama, araştırma fırsatı vermiyor. Çünkü doğrudan duygularımıza hitap ediyor. Anlayana kadar da iş işten geçmiş oluyor. Umarım bu iddialar doğru çıkmaz. Çünkü bu gidişle insanlar yardım etme duygusu zedelendiği için samimiyetle çalışan sivil toplum kurumlarına da güvenemeyecekler. Türk toplumunun en güçlü hasletlerinden biri olan bu duyguyu iğdiş etmeye izin verilmemelidir. Eğer bunlar gerçek çıkarsa bence Türkiye'de sosyal medya platformlarında bu tür videoların çekilmesi yasaklanmalı. En azından insan nereye yardım yapacaksa gider görür içi rahat eder. Herkes bu gidişle aynı kefeye girecek.
DIŞ DÜNYADANİngiltere Avrupa Birliği'ne dönmek istiyor mu
Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung üzerinden bir okuma yaptık. Buna göre bir süredir ortalıkta dolaşan İngiltere tekrar AB'ye dönecek mi söylentilerinin nereden çıktığını anlamaya çalıştık. Gazete Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'ne geri dönme ihtimalini ve bu konudaki tartışmaları yakından analiz etmiş.
Gazetenin konuya dair öne çıkardığı temel analizler ve değerlendirmeler şöyle;
Gazete, Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham'ın, İşçi Partisi kongresinde ve parlamentoda yaptığı açıklamalarla Brexit'i açıkça "bir hata ve ülkeye zarar veren bir süreç" olarak nitelendirdiğini belirtmektedir. Burnham, ülkeyi yeniden AB'ye tam üye yapma seçeneği de dahil olmak üzere, Brüksel ile ilişkileri en üst düzeyde sıkılaştırmayı masaya koyuyor.

5