Yağmur unutur, peki ya İstanbul

Gökyüzü, o ağır kurşuni örtüsünü üzerimizden yavaşça çekiyor. Günlerdir durmaksızın yağan, sokakları göle çeviren yağmurun ardından güneş kentin üzerine yeniden düşmeye başladı. Su birikintileri buharlaşıyor, kaldırımlar kuruyor. Ancak çekilen suların geride bıraktığı o derin ve sessiz keder, güneşin ilk ışıklarıyla dağılacak gibi değil.

Yağmur bardaktan boşanarcasına yağarken etrafta binbir ses yükseldi. Kimimiz şaşkınlıkla izledik olup biteni, kimimiz iç çekip sustuk, kimimiz ise yaşanan felakete bir ad koymaya çalıştık. O hengamede sesler birbirine karıştı, cümleler anlamını yitirdi. Fakat konuşulan her şeyin, uzayıp giden tartışmaların ötesinde değişmeyen, eksilmeyen tek bir hakikat vardı: Eksilen canlar, heba olan ömür boyu emekler, bir anda çamura batan sessiz hayatlar...

Bir felaket anında fırtınanın gürültüsü her şeyi bastırıyor belki. Ama asıl imtihan, fırtına dindiğinde başlıyor. Sular çekilip sokaklar tenhalaştığında; bir bodrum katında ıslanmış hatıralarıyla baş başa kalan insanla, yuvasını kaybeden canlıyla, giden bir canın ardından bakakalan gözlerle baş başa kalıyoruz. İşte o an, seslerin ve kargaşanın yerini derin bir yalnızlık alıyor.

Ancak o büyük gürültünün ve kargaşanın ortasında, gözümün önünden asla gitmeyecek, hafızama kazınan öyle bir fotoğraf var ki... Şiddetle yağan o yağmura hiç aldırış etmeden yoldan geçerken elindeki bastonuyla tıkalı mazgalı temizlemeye çalışan o teyze. Yaşına ve soğuğa meydan okurcasına, bastonunun ucuyla suyun önünü açmaya çalışan o mübarek eller... O resmi gördüğüm an, içimdeki mahcubiyetle ben de yollara düşüp dualarla ve gayretle tıkalı mazgalları açmaya çalışırken gücümü de ilhamımı da tamamen o teyzeden aldım. Buradan o sessiz kahramana içtenlikle seslenmek borcumdur: Ah teyzem, Allah senden razı olsun; senin o tek bir baston darben, kuru kelimelerin hepsinden daha çok şey anlattı bize.

Peki, şimdi ne olacak Gökyüzü mavileştiğinde hayat kaldığımız yerden devam edebilecek mi O suların sürüklediği umutlar, bir daha aynı coşkuyla yeşerebilecek mi Yoksa yaşanan bu ağır tecrübe, birkaç günlük bir hüznün ardından gündelik koşturmacanın içinde unutulup gidecek mi Yağmur bitince hayat elbette akmaya devam eder; ama bu akış, içimizde açılan o yarayı iyileştirmeye yeter mi

Ey sislerin arasından süzülen, kubbe kubbe, minare minare göğe yükselen kadim İstanbul... Sen ki asırlardır Boğaz'ın serin sularına aksettirdiğin o eşsiz siluetinle nice fırtınalara, nice yağmurlara göğüs gerdin. Taşında, toprağında, martılarının kanadında sakladığın o derin hafızayla söyle bana: Sen biliyor musun bu soruların cevabını Unutmak, insanın sığındığı bir liman mıdır, yoksa her defasında aynı acıya uyanmaya mahkûm eden bir zayıflık mı