Montajsız Hayatın Sıcaklığı: Filtreleri Kaldıralım

Hayat, en huzurlu anlarında bile bir sahne ışığı altında oynanan oyuna dönüşmemeli. Modern çağın bize dayattığı bu kusursuzluk takıntısı, aslında en büyük kaybımız olan "gerçeklik"i gölgeliyor. Sabahları aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz ile sosyal medyada yansıttığımız silüet arasındaki o uçurum, giderek derinleşiyor. Peki, her karesi özenle seçilmiş, defalarca kurgulanmış bu hayatların içinde tam olarak neyi kaybediyoruz

Cevap çok basit: O samimi, montajsız muhabbetlerin tadını. Sözcüklerin boğazımızda düğümlendiği, sesimizin titrediği, hatalarımızla ve eksiklerimizle var olduğumuz o gerçek anları. Eskiden dertleşmek; sobanın üzerinde tıslayan çaydanlığın sesine karışan, ince belli bardakta demli bir sıcak çayın etrafında olurdu. Çaya batırılan pötibör bisküvinin samimiyeti, gazete kağıdından külah yapılmış bir avuç çekirdeğin bereketi yeterdi kalpleri birbirine açmaya. Şimdi ise ekran başında kelimeleri siliyor, düzeltiyor, en pürüzsüz haliyle karşı tarafa iletiyoruz. Hata yapmaktan o kadar korkuyoruz ki, sahiciliğimizi feda ediyoruz.

Bu kusursuzluk telaşı, insanı insana yabancılaştırıyor. Yanı başımızdaki kardeşimizle arasına görünmez duvarlar inşa eden modern insan, hayatı sadece bir gösteri sahnesi sanıyor. Oysa Anadolu'nun o kadim mayasında, o kıvrımlı yollarında kurguya yer yoktur. Çorum'un bir köy kahvesinde yolda kalmışa uzatılan hesapsız bir çayda, Zonguldak'ta emeğin teriyle yoğrulmuş bir tebessümde filtre arayamazsınız.

Hayatın gerçeği, süslemelere ve kırpmalara ihtiyaç duymaz. Darende'de, Somuncu Baba'nın manevi ikliminde bölüşülen bir somun ekmeğin kalbe indirdiği sükuneti hangi sanal dünya verebilir Ya da deprem bölgesinde, Hatay'ın o mahzun ama vakur sokaklarında, acının ve dirayetin harmanlandığı o mütevazı iftar sofrasında paylaşılan lokmanın samimiyetini... O sofralarda kimse nasıl göründüğüne bakmaz; sadece gözlerdeki o derin, sessiz muhabbet okunur. O anlar bütün çıplaklığıyla, bütün gerçekliğiyle zihnimize kazınır. Çünkü belki yazmayı sevmiyoruz ama yaşanmışlıkların o ağır yüküyle anlatacak çok hikayemiz birikir içimizde. Heybemizde biriktirdiğimiz asıl hikayeler de işte bu kesilmemiş, biçilmemiş, bizden olan anlardan meydana gelir.