Kendi hikâyenizin başrolü müsünüz

"Masada değilseniz, menüdesinizdir."

Evet, cümle sert. Ama bazı gerçekler pamuk şekerle söylenince anlaşılmıyor. Hayat da çoğu zaman nezaketle uyarmıyor zaten. Ya oyunun kurallarını koyanlardan oluyorsunuz ya da kurallara uymak zorunda kalanlardan.

Bir düşünün…

Bir toplantı masası hayal edin. Kararlar alınıyor, yön belirleniyor, gelecek şekilleniyor. Siz orada yoksanız, o masadan çıkan kararlar sizin hayatınıza dokunuyor ama sizin sözünüz o kararlara karışmıyor. İşte tam da burada "menü" olma hâli başlıyor. Başkalarının iştahına göre sunulan, tercih edilen ya da bir kenara itilen bir seçenek…

Hayat sadece büyük patronların, yöneticilerin, siyasetçilerin masasında yaşanmıyor.

Bazen bu masa bir aile sofrası,

bazen bir arkadaş çevresi,

bazen de insanın kendi iç dünyasıdır.

Küçük Masalar, Büyük Sonuçlar

Bir örnekle bakalım.

Yıllardır sevmediği bir işte çalışan ama "şimdi bırakırsam ne derler" diye susan biri…

Aslında masada değil; başkalarının beklentilerinin servis tabağında duruyor.

Ya da sürekli başkalarının programına uyan, kendi planını hep erteleyen biri…

Tatiline, hayaline, hatta dinlenmesine bile başkaları karar veriyor.

Daha acısı ne biliyor musunuz

Bazen insan kendi hayatının masasına oturmuyor.

Kendi iç sesini susturup korkularına kulak veriyor.

"Ya olmazsa", "Ya yalnız kalırsam", "Ya geç kalırsam" soruları, insanın önüne çekilmiş görünmez sandalyeler gibi… Oturmasına izin vermiyor.

Piyon Olmak Kolaydır, Oyuncu Olmak Cesaret İster

Kendi oyun planını kurmayanlar, başkalarının oyununda piyon olur.

Piyon olmak konforludur; sorumluluk yoktur, risk yoktur. Ama yön de yoktur. Hep ileri sürülürsünüz, ne zaman feda edileceğiniz başkasının kararıdır.

Oyuncu olmak ise cesaret ister.

Yanlış yapmayı, eleştirilmeyi, hatta yalnız kalmayı göze almayı…

Masaya oturmak; bağırmak, kavga etmek ya da herkese kafa tutmak değildir.

Masaya oturmak şudur:

• "Ben ne istiyorum" sorusunu dürüstçe sormak

• Herkes aynı yöne bakarken kendi pusulanı açabilmek