Gündem değil, zihinler yoruluyor

Bu hafta yine her şey konuşuldu. Bir sabah uyandık, herkes aynı videoya kilitlenmişti. Öğlene doğru başka bir uygulamaya göç başladı. Akşamına "Çocuklar sosyal medyadan uzak tutulmalı mı" tartışmaları…Ama kimse şunu sormadı: "Biz gerçekten ne yaşıyoruz"

Eskiden bir haber günlerce konuşulurdu. Şimdi bir video üç saat dayanırsa "önemli" sayılıyor. Trendler artıyor, sükunet elimizden kayıyor. Bir yandan platformlar çöküyor, insanlar başka mecralara göç ediyor. Sanki bavulumuz hep hazır: "Burası bozuldu, hadi başka uygulamaya." Evimiz bile kalmadı artık, sadece geçici duraklarımız var.

Aslında mesele çok basit: Biz ekrana bakarken dinlenmiyoruz, sadece oyalanıyoruz! Eskiden yorgunluk fizikseldi; çalışır, terler, uyurduk. Şimdi zihin yoruluyor. Parmaklarımız kaydırmaktan, gözlerimiz ışıktan, zihnimiz karşılaştırma yapmaktan bitap düşüyor. Bir başkasının hayatını izlemekten kendi hayatımıza geç kalıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük kaybı bu: Hakikatin yerini "viral olan" aldı! Değerli olan değil, dikkat çeken kazanıyor; derin olan değil, hızlı olan yayılıyor. Sözün tartısı kalmadı, sadece hızı var. Oysa hız, insanın dostu değildir. Kalp hızlı atınca adı heyecan değil, panik olur.

Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Herkes paylaşıyor, kimse gerçekten yaşamıyor. Işığı bol ama sıcaklığı az bir çağ…Sürekli bir şeyleri kaçırmaktan korkuyoruz!