Gönlümüzün sesi; İnsan en çok da kendine sağır oluyor

Dünyanın tüm gürültüsünü içeri alıp kendi iç sesine kapılarını kapatan kaç kişiyiz acaba

Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan ve gece başımızı yastığa koyana kadar devam eden o bitmek bilmeyen gayret: "Herkesin gönlü olsun." Çocuğun, eşin, patronun, arkadaşın; hatta otobüste yan yana oturduğumuz tebessüm bekleyen bir yabancının... Herkesi mutlu etme, kimseyi kırmama ve her beklentiye yetişme telaşı içinde amansız bir maratondayız. Kimsenin yüzü asılmasın, kimsenin canı sıkılmasın diye çırpınırken fark etmeden çok ağır bir bedel ödüyoruz. Başkalarının fısıltılarını bile hassasiyetle duyan kulaklarımız, sıra kendi içimizdeki çığlığa geldiğinde aniden tıkanıveriyor.

İnsan en çok da kendine sağır oluyor.

Başkalarının taleplerine gür sesle "Hemen hallederim" derken, kendi ruhumuzun "Yoruldum" fısıltısını bastırıyoruz. Kendi sınırlarını feda etmek üzerine kurulu bu incelik, bir süre sonra nezaket olmaktan çıkıp derin bir yabancılaşmaya dönüşüyor. Oysa kendi gönlünü ihya edemeyen, kendi acısını, kırgınlığını ya da sadece dinlenme isteğini duyamayan bir insan, başkasına ne kadar samimi bir şifa sunabilir

Birinin hatırını sormak için telefona sarılmadan önce, durup kendimize "Bugün nasılsın" diye sormayalı ne kadar oldu