Ekmek Almak İçin Koşan Nesil: Sistemde Bir Hata mı Var

İnsan çocukken geleceğe dair çok umutlu hayaller kurar. Mesela ben, "Büyüyüp koskoca adam olunca sabahın köründe ekmek almaya gitmek zorunda kalmayacağım," diye düşünürdüm.

Çocukluğumuzun sabah mesaisi belliydi: Mahalle bakkalından yada fırından taze ekmek almak bizim görevimizdi. Evin bodrumuna inip buz gibi havada odun-kömür taşımak, sobanın altındaki o kapkara külü etrafa tozutmadan kovaya boşaltmak ve çöpe götürmek hep bizim omuzlarımızdaydı. Hele bir de mahalle maçına dalıp giderseniz gör tantanayı... "İki dakika arkadaşın yerine kaleye geçeyim" derken saati unuturdunuz; eve biraz geciktiniz mi, fırçayı sineye çekmek de işin şanıydı. Ellerimiz kararır, dizlerimiz titrer ama içimizden hep aynı teselliyi tekrarlardık: "Sık dişini, büyüyünce biter."

Büyüdük... Okullar bitti, iş güç sahibi olduk, baba olduk, kız babası olmanın o eşsiz gururunu yaşadık; hatta nasip oldu, dede mertebesine eriştik. "Tamam," dedik, "Artık evde bayrağı devretme zamanı geldi."

Geçen sabah mutfaktan ses geldi: "Hayatım, kahvaltıya ekmek kalmamış, koşar adım bir alıp gelsen"

Sırtımı koltuğa dayayıp gözümün ucuyla salonda telefonuna bakan kızımıza döndüm. Tam "Kızım git bir ekmek alıver" diyecektim ki zihnimde şimşekler çaktı. Bizim zamanımızda "Büyükler söyler, küçükler yapardı." Şimdi bir kız babası olarak kıyamıyorsunuz da... Bir "Gidiver" deseniz, kaprisinden, nazından fırına gidip gelmekten daha çok yorulacaksınız. Zaten babalık raconu da "Evlat kıyamaması" üzerine kurulu değil mi En iyisi huzur bozulmasın diye yine biz yola koyulduk.

Aşağıya inip fırına doğru yürürken düşündüm: Çocukken babamın ve dedemin bir dediğini iki etmez, sobanın külünü dökmeye koşardık. Geç kalıp azarlanmak pahasına maçı tamamlardık. Şimdi kendi evimizde, bu yaşımızda hâlâ pazar torbaları elinde, ekmek poşeti kolunda koşturan yine biziz!