Cezerî'nin ışığı, bugünün ufku

"İlim, insanın elini güçlendirir; aklı ise yolunu aydınlatır."

El Cezerî asırlar önce söylemiş bunu.

Aslında tek cümlede bir medeniyet özeti var.

El güçlenmeden üretim olmaz.

Ama akıl aydınlanmadan istikamet olmaz.

Bu cümleyi yıllardır okuruz.

Fakat bazı sözler ancak bir yerde, bir anda, insanın içine gerçekten düşer.

2025 yılında yolum Cizre'ye düştü.

Bir programın, bir yolculuğun arasında…

Ama itiraf edeyim, biraz da içimdeki merakın peşinden.

Dar sokaklardan geçtim.

Taş duvarların gölgesinde yürüdüm.

Ve sessiz bir kabristanda durdum.

Gösterişsiz bir mezar.

Ne uzun bir kuyruk,

ne tabelalar,

ne kalabalıklar…

Sadece bir isim:

El Cezerî.

Asırlar önce su saatleri yapan, otomatik düzenekler kuran, makineler tasarlayan o büyük zihin…

Bugünün mühendisliğine kapı aralayan adam.

Kabrinin başında tuhaf bir mahcubiyet hissettim.

Sanki geç kalmıştım.

Sanki teşekkür etmeyi unutmuş bir torun gibiydim.

O an anladım:

Bu ziyaret sadece bir Fatiha değildi.

Bu, gecikmiş bir özürdü.

Çünkü biz…

Galiba kendi değerlerimizi yeterince anlatamadık.

Başka coğrafyaların bilim insanlarını ezbere saydık.

Yabancı isimlere hayran kaldık.

Ama kendi toprağımızdan çıkan akılları çocuklarımıza gerektiği gibi tanıtamadık.

Burada, o kabir başında içimden şu soru geçti:

Biz gençlerimize kendi bilim ve düşünce adamlarımızı gerçekten iyi anlatabildik mi

Yoksa onları sessizce unutulmaya mı bıraktık

Sonra bugünü düşündüm.

Başımı gökyüzüne kaldırdım.

Artık bu ülkede sadece tüketen değil, üreten bir nesil var.

Gökyüzünde kendi imzasını taşıyan SİHA'lar, İHA'lar, yerli radar sistemleri, millî gemiler, uydular…

İsimler değişti:

Bayraktar, Akıncı, Kızılelma, TCG Anadolu…

Ama ruh aynı.