Bu ateş çemberinden "biz" çıkarız

Ortalık yangın yeri. Her sabah yeni bir manşete, her akşam bambaşka bir şaşkınlığa uyanıyoruz. Sanki zamanın çarkı hızlanmış da bizi bir kaosa hapsetmek için dönüyor. Şöyle bir çevremize baktığımızda; sınırların ötesinde kurulan kirli masalar, coğrafyamızı bir ateş çemberine hapsetmek isteyen eller ve ne yazık ki bu ellerin içerideki gönüllü uzantılarını görüyoruz.

Peki, şaşırıyor muyuz Asla.

Tarih, bu topraklar üzerinde oynanan oyunların şahididir. Anadolu dediğimiz bu kadim coğrafya, sadece bir kara parçası değil; mazlumun sığınağı, zalimin ise kursağında kalan o keskin lokmadır. Bu yüzden saldırıyorlar. Bu yüzden nankörlük diz boyu, bu yüzden hainin pususu bitmiyor. Ancak unuttukları bir şey var: Bu millet pusuya boyun eğmek için değil, pusu kuranların oyununu bozmak için bu topraklardadır. Kirli hesap sahiplerine en büyük cevabımız ise sadece sözle değil; sarsılmaz bir milli irade ve göğsümüzü kabartan yerli hamlelerimizle verilmektedir.

Gurur ve Gözyaşı: Bir Milletin Şahlanışı

İşte bu sarsılmaz iradenin ete kemiğe bürünmüş halini, geçtiğimiz yıllarda Ankara'daki TUSAŞ tesislerini ziyaret ettiğimde iliklerime kadar hissetmiştim. Orada yükselen yerli ve milli gücümüzü, gökyüzüne imza atan o çelik kanatları gördüğümde hissettiğim tek şey saf bir gurur ve göz pınarlarıma hücum eden o kutlu yaştı. O tesislerde şahit olduğum manzara, bugün çok daha anlamlı bir yere oturuyor. O anlar sadece bir duygu patlaması değil; on yılların emeğinin, sabrının ve "yapamazsınız" diyenlere karşı milletçe kazanılmış bir zaferin nişanesiydi. Bugün o tesislerden yükselen her motor sesi, aslında hainin pususunu bozan sarsılmaz birer cevaptır.

İsimsiz Kahramanlar ve Çelikten İradeler

Sadece gökyüzünde değil; denizin derinliklerinden karanın en uç noktasına kadar bu vatanın savunması için gece gündüz demeden ter döken tüm kurumlarımıza minnettarız. İsimlerini tek tek zikretmesek de biliyoruz ki; her bir laboratuvarda, her bir hangarda ve her bir yazılım merkezinde kalbi vatan aşkıyla çarpan binlerce evladımız var. Elektronik harp sistemlerinden akıllı mühimmatlara, insansız araçlardan yerli gemilerimize kadar her bir proje, bizi kuşatmak isteyen o ateş çemberine karşı örülmüş sarsılmaz birer tuğladır.

Emeği geçen, uykusundan feragat eden, bu uğurda ömrünü vakfeden her bir mühendisimizden, teknisyenimizden ve idarecimizden Allah binlerce kez razı olsun. Müthiş işler başarılıyor ve bir bir envantere giriyor. Orada dökülen her damla alın teri, gelecekte çocuklarımızın daha hür ve daha güvenli bir ülkede yaşaması için verilen en kutsal cevaptır.