Yazar, Trump'ın NATO ile yaşadığı krizlerin ardından papalik kurumuna yönelttiği baskıyı, diplomasi kurallarını hiçe sayan ve teo-politik stratejiler üreten bir liderlik tarzının örneği olarak görmektedir. Bu tutumun din-devlet ilişkilerinde ciddi mesafeler açtığını ve siyasi liderlerin biyografileri aracılığıyla daha kapsamlı anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Ancak Trump'ın Başkan Yardımcısı Vance'nin Katoik kimliği göz önüne alındığında, bu gerilimin gerçekten ideolojik mi yoksa taktiksel mi olduğu sorgulanmaya açık değil midir?
2016'daki seçimlerin öncesinde Trump'ın ABD'de yarışı önde bitirebilmesi çok da mümkün gözükmüyordu. Yapılan birçok ankette Trump'a karşı var olan önyargı açık biçimde görülüyor ve rakibi Hilary Clinton'un önde olduğu bulgulanıyordu. Farklı alanlarda, Trump'ın iktidarı devralmasının maliyetleri tartışılıyor ve bu durumun sadece ABD'de değil Avrupa'da da çok yoğun bir tedirginlik yaratacağı ifade ediliyordu. Bu tedirginliği salt duygusal düzlemde değil pratik bağlamda da yaşayan en önemli figür Angela Merkel idi.
Merkel, Şansölyeliğin ardından biyografisini kaleme almış ve Trump'ı bu biyografide bir emlak uzmanı olarak tanımlayarak onun otokrat bir siyasetçi olduğunu ifade etmişti. İkilinin 2017 yılında Beyaz Saray'daki karşılaşmaları ile başlayan bu gerilimli ilişki uzun süre devam etmiş ve Atlantik ittifakındaki kırılmanın ilk işaretleri burada belirmişti.
İttifakın içinde en çetin tartışmalara neden olan NATO harcamaları konusu ise Trump iktidarının ilk döneminde gündeme gelmiş ve istenilen sonucun elde edilememesiyle rafa kaldırılmıştı. Trump bu dönemde, her ne kadar istediğini alamasa da Avrupa açısından riskli bir siyasetçi pozisyonunu tahkim etmiş ve her geçen gün artan maksimalist talepleri ile ittifakta yeni tartışmalara neden olmuştu. Bu dönemin en iyi tanıklarından biri olan Stoltenberg'in anılarında ifade ettiği bu evre, Trump'ın hem ilk hem de ikinci dönemini anlama adına da önemli bir tanıklık.
Nitekim ikinci döneminde kısık birtakım seslere rağmen NATO ve askeri harcamalarla ilgili talepler önemli ölçüde karşılanmış ve Avrupa siyasetinde Trump etkisi yoğun biçimde konu edilmişti. Trump'ın özellikle aşırı sağa desteği ve Grönland ile ilgili taleplerinin Avrupa siyasetinde yarattığı kırılma, liderliği ile ilgili itirazları da farklı bir boyuta taşıdı. Züccaciye dükkanına giren bir fil edasının siyasetteki maliyeti ise İran savaşı üzerinden çok daha açık biçimde hissedildi ve Trump ile Avrupalı liderler arasındaki gerilim farklı bir boyuta taşındı.
NATO'nun Hürmüz ile ilgili taleplere sırtını dönmesi ve Trump'ın tarzı siyasetine açıktan muhalefet etmesi, Atlantik ittifakında yeni bir çatlak olarak kendisini gösterdi ve Merkel'in emlak uzmanı olarak tarif ettiği Trump'ın fayda maliyet analizi , rasyonel bir denklem inşa edemedi.
YENİ GERİLİM ALANI: PAPALIK
Son dönemde Trump'ın hedefinde olan bir diğer önemli kurum da papalık. Bir önceki papa olan Francis ile yönetilebilir düzeyde bir gerginlik yaşayan Trump kendisi gibi bir Amerikalı olan Papa 14. Leo ile münasebeti, diplomatik nezaketin dışına taşmış durumda. İkili arasındaki ilk çatlak Gazze barışı için kurulan konsorsiyumda ortaya çıkmış ve İran savaşı ile çok daha belirgin bir yere evrilmiştir. Savaş karşıtı çağrıları ile hem Trump hem de Netanyahu nezdinde ciddi tahriklere muhatap olan Papa'nın, doğrudan Trump tarafından hedef alınması, üzerine düşünülmesi gereken bir konu.

5