Unutulan darbeler tekrarlanır

Merhum Aliya "Unutulan soykırım tekrarlanır" sözüyle hafızalarda acı izler bırakan kitlesel yok etme eylemlerinin daima hatırlanması ve zihinlerde bir yer işgal etmesi gerektiğini salık vermektedir. Aliya'nın buradaki amacı, soykırıma tabi tutulan halkların hangi tarihsel koşullarda bu eyleme maruz kaldıkları ve nedenleri üzerine düşünmeyi öğütlemektir. Nihayetinde Srebrenitsa özelinde anılan ama Bosna'nın muhtelif yerlerinde cereyan eden kitlesel kıyımların motivasyonları ve mümkün hale getiriliş koşulları o dönemi anlama ve tekrar aynı şeylerin yaşanmaması adına önemli ayrıntıları barındırmaktadır. O sebeple her temmuz ayında çok da yerinde bir ifade ile "20. yüzyılın göbeğinde Avrupa'da yaşanan soykırım" cümlesi kullanılmakta ve özgürlükler kıtası olarak kabul edilen Avrupa'da hem de 20. yüzyıl koşullarında bir soykırımın nasıl ve ne sebeple mümkün hale getirildiği üzerine düşünülmektedir.Bundan tam sekiz yıl önce devletin kılcal damarlarına kadar sızan bir örgütün uluslararası destekle temerküz ettiği gücü kullanarak darbe girişiminde bulunması, Türk demokrasi tarihi açısından unutulması mümkün olmayan bir olay. Dinsel görünümlü bir yapı olan FETÖ'nün uzunca süredir asker ve sivil bürokraside kendisine açtığı alan üzerinden siyasete müdahalesi ve nihayetinde 15 Temmuz gününde kanlı bir darbe ile Türkiye'nin işgaline zemin hazırlama çabası hafızalardaki yerini diri bir biçimde tutmaktadır. 21. yüzyılda, demokrasi açısından önemli mesafeler kat eden ve son yıllarda devlet ile millet arasındaki makası daraltarak bütünleşme sağlayan Türkiye'de bir darbenin nedeni ve koşulları üzerine düşünmeye ihtiyaç var. Nitekim herhangi bir darbenin öncesi ve oluşum koşullarına dair derli toplu bir analiz yapılmadığında, o darbenin neden ve nasıl gerçekleştirildiği de ıskalanmış olur. Dünya örnekleri ile de sabit olduğu üzere belirli uluslararası çıkarların hilafına atılan büyük adımların neticesinde bir darbe hazırlığı söz konusu olur. Latin Amerika'da başta Allende olmak üzere birçok darbede, 1953'te Musaddık, 27 Mayıs 1960'da ise Menderes'e yapılan darbede bu izleği takip etmek mümkün. 15 Temmuz öncesindeki beş yıla odaklanıldığında Türkiye'de bürokrasi aracılığıyla farklı formlarda gerçekleştirilmeye çalışılan müdahalelere tanık olunmaktadır. 17-25 Aralık, MİT Başkanının ifadeye çağrılması, MİT tırlarının durdurulması gibi süreçler 15 Temmuz'a gidilen yolda önemli kilometre taşlarıdır. 15 Temmuz bu anlamda, bahse konu müdahalelerin akim kaldığı ve netice alınamadığı gerekçesiyle yapılan kanlı bir darbe girişimi ve ardından Türkiye'nin işgale hazırlanmasının mümkün hale getirilmeye çalışılmasıdır. 15 Temmuz gecesi başta ABD olmak üzere Batılı başkentlerden yapılan resmi açıklamalara da bakıldığında bir bekle-gör stratejisinin uygulandığı ve darbenin engellenmesinin ardından bu tutumun kısmen de olsa değiştiğine tanık olunmuştur. Darbe gecesi "taraflara" itidal tavsiye edenlerin yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uçağının koordinatlarını veren sözde düşünce kuruluşları ve darbe engellendikten sonra bunun bir tür kontrollü darbe olduğu gibi analizler de sürecin dışarıda nasıl okunduğunu göstermesi açısından dikkate değer. 15 Temmuz'un hemen birkaç gün sonrasında, Erdoğan'ın gücünü pekiştireceği, diktatör olma yolunda 15 Temmuz konjonktürden yararlanacağı iddialarının dile getirilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir husus. Avusturya aşırı sağ Özgürlük Partisi lideri Heinz Cristian Strache'ın 15 Temmuz'u Reichstag yangını ile mukayese ederek Erdoğan ile Hitler'i karşılaştırması oldukça manidar idi. Öyle ki bu tür analoji ve karşılaştırmaların sonraki dönemde