2010'a kadar kısmen Batı ile entegre ve bağımlı bir siyaset ekseninde dış politika anlayışı izleyen Türkiye, 2010 ve sonrasında eksenini genişleten ve otonomi arayışında olan bir ülke konumuna evrildi. Ortadoğu ve Afrika sathında genişleyen ilişkilere paralel olarak Rusya ile çeşitli düzeylerde sürdürülen temaslar, Türkiye'nin ekseninin ne olduğu ile ilgili tartışmaları da artırdı. Özellikle Arap Baharı sürecinde demokratik kültür açısından önemli bir örneklik teşkil eden Türkiye, rol model olma konusunda da yeni bir ölçek geliştirdi. Eksen kayması ya da Yeni Osmanlıcılık olarak etiketlenen bu siyasetin temel amacı, kendi çıkarlarını eksen alan bir Türkiye'yi inşa etmekti. Elbette bu tür bir arayışın finansal, askeri ve politik açıdan da çeşitli meydan okumalara muhatap olması kaçınılmazdı.Son günlerde Dışişleri Bakanı Fidan'ın Çin ziyareti ile gündeme gelen tartışmalara bakıldığında, 2010'larla paralel bir içerik ve bağlamın söz konusu olduğu görülmektedir. Batı'dan bakıldığında Türkiye ve Çin arasındaki olası yakınlaşmanın bölgede bir müttefikin kaybı olarak yorumlandığını ve Asya-Pasifik'e kayan güç dengesinde bir aktörün daha yer değiştirme ihtimalinin söz konusu edildiği görülmektedir. Türkiye'nin özellikle alternatif bir güç potansiyeli olma yolunda önemli bir aşama kaydeden BRICS'e katılma ihtimali de bu bağlamda değerlendirilen bir başlık. Türkiye'nin orta koridor üzerinden Kuşak Yol'a dahil olmasının Çin ve Türkiye açısından oluşturacağı katma değerin de bahis konusu edildiği bu günlerde, Batı açısından Türkiye'nin stratejik konumuna ilişkin hatırlatmalar da kendisine yer bulmaktadır. Özellikle ABD'de Biden hükümetinin Türkiye açısından bir güvenlik tehdidi olan YPG'ye yönelik koşulsuz desteğinin Türkiye gibi önemli bir müttefikin kaybına neden olabileceği üzerinden ısrarlı uyarılar da söz konusu.Ticaret Savaşları ve Korumacı YaklaşımlarObama ile başlayan ve Trump döneminde hem ulusal güvenlik belgeleri ile tahkim edilen hem de kararnameler ile ciddi bir boyut kazanan Çin'in sınırlandırılma girişimi ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Öyle ki ABD ve Almanya'nın başını çektiği Avrupa Birliği, Çin'i bir tehdit olarak gördüklerini her platformda dile getirmektedirler. Özellikle elektrikli otomobil konusundaki atılımlar ve Çin devletinin ihracatçılarına verdiği destekler, Çin ile Batı arasındaki rekabeti zorlaştıran etmenler. Ticaret savaşları üzerinden çok rahat görülebilecek olan korumacı eğilimler, son dönemde siber güvenlik ve espiyonaj başta olmak üzere teknoloji alanında çok sık biçimde tartışılmaktadır. Bu nedenle Batı ile Çin arasındaki rekabet özellikle Kuşak Yol'a her geçen gün yeni bir ülkenin katılımı ile Çin lehine şekillenmektedir. Yaklaşık bir trilyon dolarlık bir hacme ulaşan bu projenin rekabet edilebilir olmaktan uzak oluşu Batı'nın dengeleme arayışlarında yeni yöntemlere başvurmasını da icbar etmektedir.Doğu-Batı Arasında DengeTam da bu noktada Fidan'ın Batı ile Çin arasında rekabet koşullarını zorlaştıran eğilimlere yönelik itirazı anlamlı idi. Fidan'ın "Egemen güçlerin önceki yüzyılda kurmuş oldukları pazarların daha adil, rekabet edilebilir pazar şartlarında yeniden el değiştiriyor olması kabul edilmesi gereken bir sonuçtur" ifadeleri, değişen güç dengelerine yönelik müdahaleleri anlama adına önemli idi. Benzer biçimde, Batı'nın özellikle Tayvan üzerinden Çin'i tehdit etmesine de üstü kapalı vurgu yapan Fidan'ın Çin'in toprak bütünlüğü ile ilgili de ifadeleri oldu. Sıcak bir iklimde geçen Çin gezisi
Hibrit terör ve DEAŞ'ın yeniden canlandırılması
01-01-2026
8
Risk ve fırsatlar sarkacında Türkiye
29-12-2025
14
Arafta kalmak: CHP'nin komisyon raporu
25-12-2025
19
Hafıza siyasetine sıkışmak: DEM raporu
22-12-2025
26
Komisyon raporları: MHP örneği
18-12-2025
39
İsrail'in Uluslararası Adalet Divanı'ndaki sınavı
15-01-2024
350
DEM ve Yeniden Refah'ın kararları İstanbul'u nasıl etkiler
12-02-2024
246
Gazeteciliğin dönüşümü ve Tucker Carlson'un Putin röportajı
15-02-2024
219
Tuhaf zamanlar
04-01-2024
218
Futbolun sosyo-politiği ve suni gündem
01-01-2024
216
