Terörle mücadelede birlik görüntüsü

Terörle mücadele alanında Türkiye'nin önemli bir geçmişi var. 1980'lerin başından bu yana etnik ayrılıkçı terör örgütü ile mücadele eden Türkiye'nin son on yılda DAEŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle de yoğun bir mücadelesi söz konusudur. Teknolojik imkanlar ve uluslararası etki ile tehdit boyutlarını değiştiren söz konusu terör örgütleri ile mücadelede de yeni anlayışlar ortaya koyulmaktadır. Öyle ki son dönemde Kuzey Irak'ta PKK'nın yaptığı saldırılar sonucunda birçok askerimizin şehit olması, terörle mücadele konusunda benimsenen yeni anlayışa yönelik sorgulamaları beraberinde getirdi. Birtakım spekülasyonlarla konuya yaklaşanların sordukları, "sınırlarımızın ötesinde ne işimiz var" sorusu, konunun ciddiyetini anlamaktan uzak olsa da bunun sosyal ve politik bir tartışmaya evrilmesi kaçınılmaz olmaktadır.Hiç kuşkusuz terörle mücadeleye yönelik hükümetin izlediği yöntemlere ilişkin belirli eleştiriler geliştirilebilir. Terörle mücadelenin konsepti, tarzı ve ortaya çıkarttığı sonuçlara ilişkin besleyici eleştirel bir ortam tesis edilebilir. Fakat burada kırmızı çizgi, Türkiye'de terörle mücadele anlamında toplumsal ve siyasal bütünlüğü zedeleyecek spekülatif davranışlardan kaçınılmasıdır. Nihayetinde terör örgütleri, eylemlerini sadece siyasal amaçlı icra etmemektedirler. Terör örgütleri herhangi bir eylem ve saldırı sonucunda hedef kitlesinde psikolojik tedirginlik yaratmak ve güvenlik algısına yönelik soru işaretleri de uyandırmak ister. Söz konusu toplumsal vasatın oluşması durumunda, terör örgütleri daha fazla tartışılmakta ve onlarla mücadelede sonuç alma durumu bir kat daha zorlaşmaktadır. Bu sebeple içeride siyasal partilerin birlik görüntüsünden uzak bir tavır sergilemeleri, topyekun mücadele anlamında zaaflar olduğuna işaret edebilir.Hem Osmanlı son dönemi hem de Milli Mücadele'deki anlamlı gayretleri ile hatırladığımız Mehmed Akif Ersoy'un milliyetçilik akımları ile ters yüz olan Osmanlı'daki tefrika sürecine yaptığı atıflar bugünümüzü anlama adına önemlidir. Akif'in "girmeden tefrika bir millete düşman giremez" dizelerinin anlamı, parçalı toplumların ne denli zafiyet içerisinde olduğunu göstermesi açısından kıymetlidir. Terörle mücadele gibi kritik bir alanda, toplumsal ayrılığı artırma yönündeki beşinci kol faaliyetlerine prim verilmemesi, ve asgari müşterekte bulunulması büyük önem arz etmektedir. Terörle Mücadelenin Yeni DinamikleriPKK ile mücadelede Türkiye'de terör örgütünün zemininin ortadan kaldırıldığı gerçeği düşünüldüğünde, bu alanda kat edilen mesafenin ne denli önemli olduğu da görülecektir. Fakat Türkiye'nin terörle mücadelesindeki en önemli husus, örgütün hem bölge ülkelerinden hem de ABD'den aldığı desteğin açık ve daha etkili bir boyuta ulaşmasıdır. Örneğin Irak'ta Süleymaniye bölgesinde Talabani kontrolündeki alanlarda, PKK'lı teröristlere eğitimler verildiği ve Türkiye'nin bu konuda oldukça sert uyarılarının olduğu bilinmektedir. Benzer biçimde bölgesel bir aktör olan Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi sonucunda PKK'nın bölgedeki unsurları ile kurduğu temaslar, Türkiye açısından son derece tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Nitekim Rusya, dolaylı olarak PKK'nın Münbiç'teki varlığına göz yummakta ve Türkiye'nin terörle mücadele anlayışına aykırı bir tavır sergilemektedir. Fakat buradaki en önemli kısım, ABD'nin müttefiklik ilişkilerini derinden sarsacak biçimde PKK'ya yönelik silah başta olmak üzere birtakım eğitimler, sağlık hizmetleri ve gerekli teçhizatlar konusunda yaptığı desteklerdir. DAEŞ ile mücadele kapsamında meşru bir aktör olarak konumlandırılan PKK'nın Suriye uzantısının bu denli bir lojistik ağa sahip oluşu, Türkiye'nin terörle mücadelesini zorlaştırmaktadır.Tüm bu dinamikler düşünüldüğünde,