Savaşın kaybedeni İsrail mi Vance'in başkanlık serüveni

ABD/İsrail-İran savaşının Trump marifetiyle ateşkes sürecine girmesi, yeni birtakım tartışmaların da kapısını araladı. Kamuoyuna sızan anlaşma maddelerinde hangi tarafın daha avantajlı olduğu üzerine yapılan analizler, hiç kuşkusuz sürecin bundan sonraki kısmına da ışık tutuyor. Özellikle İran ile ilgili yaptırımlar ve dondurulmuş varlıklarla ilgili kısım, önümüzdeki dönemde İran'ın uluslararası sistemdeki yerine dair epeyce şey söyleyecek. Bunun yanı sıra İran'ın yeniden inşa sürecinde alacağı maddi destek ve ısrarla vazgeçmediği teknik kazanımlar, İran'ı ABD karşısında avantajlı hale getiren hususlar. Savaşın ABD ve Trump açısından oluşturduğu maddi ve siyasi yük de düşünüldüğünde, ateşkes ve kalıcı barışa evrilen yeni bir pencerenin açılması bir tür mecburiyet haline geldi. Her iki taraf açısından da bir başarı hikayesi olarak takdim edilen bu durumun hiç kuşkusuz bir kaybedeni var.

İsrail, 7 Ekim sonrası terör eylemleri ve işgal girişimleri ile edindiği konumunu İran'da ABD desteğiyle tahkim etmek istemişti. Bir rejim değişikliği için bölgedeki ayrılıkçıların silahlı tahkimatı başta olmak üzere her türlü espiyonaja imza atan İsrail, bugün kaybeden durumunda. Sadece 7 Ekim sonrasındaki serencama bakıldığında bile İsrail'in hem uluslararası algı açısından hem de müttefikleri düzeyinde ciddi bir itibar kaybıyla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Nitekim Pew Research Center'ın 36 ülkede 44 bin kişi ile yaptığı araştırma, İsrail'e yönelik olumsuz bakış açısının yüzde 67'ye yükseldiğini göstermektedir.

Bu araştırmanın İsrail açısından en dramatik sonuçlarından biri, İsrail'in ABD gibi en önemli müttefiki düzeyinde, hem algı hem politik bağlamda ciddi bir gerileme yaşadığıdır. Öyle ki ilgili araştırmada, 7 Ekim öncesinde İsrail'e yönelik olumsuz bakışa sahip Amerikalıların oranı yüzde 42 iken, 2026 yılı itibarıyla bu oranın yüzde 60 dolaylarına yükseldiği görülmektedir. Araştırmanın çarpıcı bulgularından bir diğeri ise bu olumsuz bakış açısının sadece Demokratlar nezdinde değil, Cumhuriyetçilerde de çok ciddi boyutlara ulaştığıdır.

7 Ekim sonrasında tedrici biçimde yükselen bu algı siyasete de doğrudan etki etmiş ve İsrail ile yakın ilişki içerisinde olan devletler zamanla İsrail'e yönelik bir mesafe üretmek zorunda kalmışlardır. Boykot, geniş katılımlı toplumsal hareketler ve üniversite kampüslerinden yükselen İsrail karşıtı sloganlar zamanla siyasetin gündemine taşınmış ve politikacılar İsrail ile aralarına mesafe koyma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bugünkü tabloda ABD'nin İsrail ve Netanyahu'ya yönelik algısını net biçimde ortaya koyan Başkan Yardımcısı Vance'in konuşmaları, İsrail'in sadece ABD halkında değil siyaset zeminindeki karşılığını da göstermesi açısından önemli.


VANCE'IN HİKAYESİ VE BAŞKANLIK SÜRECİ

Trump'ın A takımı'ndaki mücadele ve meselelere bakış açısındaki farklılıkların, 2028 seçimleri açısından kritik bir önemi haiz. Öyle ki kabine içerisinde, İran'a karşı savaşalım diyenlerle müzakere seçeneğini öne çıkaranlar, alttan alta hep bir çatışma içerisinde idiler. Müzakerenin ivme kazanması ve ateşkes koşullarının oluşması içlerinde bir kişiyi pozitif ayrıştırdı. ABD siyasetine bir taşralı hikayesiyle (Hillbillyy Egely) dahil olan Vance, kısa süre içerisinde politikada önemli mesafeler kat etti ve Amerikan siyasetinde etkisinden söz ettiren bir isim oldu. Bir taşralının Yale gibi etkili bir okuldan mezun olması ve hemen akabinde toplumsal çözülme üzerinden geleceğin sosyo-politik düzlemine dair tekliflerde bulunması, onun politik kariyerine de etki edecekti.

Vance'in biyografisinde anlattığı toplumsal çözülme meselesi bizatihi kırılgan bir aile yapısındaki yaşam deneyiminden kaynaklanıyordu. Uyuşturucu müptelası bir baba ve beş kez evlenen annenin düzensiz yaşamı, onun hayatını derinden etkiliyordu. Elit karşıtı bir düşünsel dünyası olan Vance'in, başlarda Trump karşıtı olmasına rağmen sonraları onun A takımı içerisinde yer alması elbette tesadüf değildi. Silikon Vadisi'nin elitleri üzerinden dahil olduğu yeni dünya, onun basamakları hızlı tırmanması anlamına geliyordu. Vadi'nin önemli isimlerinden biri olan Peter Thiel'in, Vance'i Trump ile tanıştırması ise bu kariyerin daha hızlı bir ivme ile sonuca ulaşmasını sağlıyordu.