Samanyolunda ziyafet: Ruhun dirilişi

Hicretin miraca dönüşümü olarak tasvir edilen Ramazan ayı, doğrusal zaman anlayışı ile idrak edilemeyecek bir dönem. Zaman, bugünden bakıldığında her ne kadar saat, gün, ay ve yıl şeklinde tasnif edilse de İslam ve Müslümanlar ona bütün ve aynı gözle bakmaz. O sebeple Ramazan, aylardan bir ay değildir. Şairin ifadesiyle her yıl bir mucize gibi gelen bu ay bir ruh şöleni olarak kabul edilir.

Sezai Karakoç, bu yönüyle hem Ramazan'ı hem de onunla birlikte gelen orucu klasik zaman anlayışı ile idrak etmez. Bir hilalle birlikte her yıl bize gelen bir medeniyet, bir diriliş mucizesi olarak kavrar ve ruhların şöleni olarak ayrıştırır bu ayı. Zaman'ı akışlardan bir akış ya da anlardan bir an olarak kavramaz Karakoç, aksine ona İslam'ın nazarı ile bakar ve her anı onun penceresinden kıymetlendirir. Ona göre "gerçek zaman" oruçla anlam kazanır. Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk, gerçek öğle, gerçek ikindi ve devam eder. Hepsinin gerçekliği oruçladır der ve Ramazan'ı kıymetlendiren, onu bize bir ruh şöleni olarak takdim eden şey de oruçtur.

Oruç ve insan arasındaki ilişkiyi metafizik düzlemde yorumlayan Karakoç, oruca adeta bir ruh ve can atfeder ve orucun da tıpkı insan gibi iftar ettiğini söyler. Karakoç'un ifadesiyle "Yalnız insan orucu özlemez, oruç da insanı özler. Ramazan ayı gelince, sıla-i rahim edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar. Oruç, insana acıkır ve koşar gelir". Hesap gününde her zerrenin şahitliğine ihtiyaç duyulacağı gibi orucun da defterine bakılacak ve bu şahitlik insanları birbirinden tefrik edecek ve mükafatlar buna göre tanzim edilecektir.


DİRİLİŞE VESİLE

Ruhu canlandıran, ona yeni ufuklar üfleyen orucun şahitliği, bir diriliş vesilesidir aynı zamanda. Diriliş felsefesinin mimarı olan Karakoç'a göre, İslam'ın dirilişi yine ruhların şölen yaşadığı bir Ramazan ayında mümkün olabilir. Kendi biyografisinden hareketle, çocukluk dönemindeki oruçlarına yoğun atıflar yapan şair, oruç ve çocukluk arasındaki bağın ilerleyen yaşlarda insanın zihni ve kalbinde yarattığı inkişaflara da dikkat çeker. Karakoç'a göre, ilk başlarda gayri ihtiyari oruç tutan çocuk, bir süre sonra orucu salt bir pratik olarak kavramanın ötesine geçer, tutun buyruğunun sahibine yani rabbine yönelir. Aile ve yakın çevresinde deneyimlediği orucun yaratıcısına muhabbet beslediği andan itibaren onunla kaynaşır ve ona doğru tekamül eder. Çevrenin önemine dikkat çeken bu tutum, sosyalleşmenin tefekkür dünyasında yeni ufuklar oluşturacağı gerçeğini de bizlere gösterir ve mutlak gerçekliğin bu yolla kavranabileceğini ifade eder.