Yazar, ABD-İsrail'in rejim değişikliği amacıyla başlattığı İran savaşının stratejik başarısızlık ile sonuçlandığını ve harita yeniden çiziş çalışmalarının İran'ı bölgesel gücü olarak konumlandırdığını savunuyor. Bu iddiasını savaş sonrası İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzu artırması ve enerji jeopolitiğine yaptığı etkiyle destekliyor. Ancak yapılan müzakerelerin başarısızlığı ve Vance'in siyasi hamlesinin Trump'ın 2028 hedefleriyle bağlantılı olup olmadığı muallak kalmıyor mu?
ABD-İsrail'in rejim değişikliği motivasyonuyla tevessül ettikleri İran savaşı, stratejik başarısızlıkların gölgesinde yeni bir aşamaya geçti. Lider kadronun etkisiz hale getirilmesi ve ağır hava bombardımanlarını takip eden taktiksel adımlar, nihai kertede stratejik bir başarı getirmediği gibi birtakım yeni sorunların da çıkmasına neden oldu.
Savaş öncesiyle mukayese edildiğinde, önümüzdeki dönemin en önemli sorun alanlarından biri olarak Hürmüz öne çıkmaktadır. İran'ın uluslararası hukuku yok saymak suretiyle bir oldu bitti ile Hürmüz'de yeni bir statü elde etme arayışı, sadece ABD açısından değil bölge ülkeleri ve dünya açısından da ciddi bir sorun. O sebeple başından itibaren ABD'ye maliyetli ve sürdürülemez bir savaşa girdiği yönünde eleştirilerde bulunan Robert Pape, savaş sonrasında İran'ın yeni ve önemli bir güç olarak küresel sistemde daha belirgin bir yere sahip olabileceğini iddia etmektedir. Mevcut göstergelere bakıldığında İran'ın Hürmüz ve savaşı tırmandırarak, enerji noktasında Asya başta olmak üzere Batı için de ciddi bir maliyete neden olması, Pape'in argümanını desteklemektedir.
Savaşın ABD açısından yarattığı sorunlara ek olarak en önemli tartışma alanlarından biri de her iki tarafın maksimalist taleplerle süreci tıkayabilme endişesi. Özellikle ABD'nin balistik füze sistemi ve uranyum ile ilgili talepleri İran açısından makul bulunmuyordu. Diğer taraftan İran'ın yurtdışındaki dondurulmuş varlıklarla ilgili talebi de yeni bir sayfanın açılma ihtimalini gösteriyor. Obama döneminde kısmen çözülen ama 2016'da Trump'ın gelişi ile rafa kaldırılan bu konuda, bir ilerleme olması ihtimali İran'ın elini güçlendirecektir. Söz konusu varlıkların İran'a teslimi, İran'ın döviz cinsinden ödemelerini kolaylaştıracağı gibi uluslararası sistemdeki gücünü de tahkim edecektir.
Bu tür büyük sorunların uzun yıllara sari diplomatik girişimlerle çözülemediği gerçeğini hatırladığımızda şu soru aklımıza geliyor; ABD, neden zoraki bir diplomasi kanalına ikna oldu ABD açısından bakıldığında bunun birkaç sebebi var. Birincisi, ABD'nin bu savaşta yaşadığı başarısızlığın içeride Trump yönetimine karşı eleştirileri artırması ve orta-uzun vadede bunun siyasi bir maliyet üretme riski. Bir diğer neden de ABD'nin NATO müttefiklerinden beklediği desteği alamamasının ardından ilgili ülkelerin savaş muhalifi yönelimleri ile oluşan siyasi belirsizlik. Trump'ın psikolojik dürtüleri ile hareket ettiği yönündeki eleştirilerin Avrupa siyasetinde sıklıkla dillendirilmesi, önümüzdeki dönemde Trump'ı siyaseten zorlayacak bir durum. Buna ek olarak Asya başta olmak üzere Avrupa'nın enerji tedarikinde yaşanması muhtemel daha büyük sorunların oluşturduğu endişe de ABD'ye yönelik baskının artmasına neden oldu. Dolayısıyla İran'ın, savaşı ABD üsleri üzerinden bölgeye yayma ve Hürmüz'ü kilitleme stratejisi önemli ölçüde başarılı olmuş durumda.
Tüm bu göstergelere ek olarak savaşın başından bu güne İsrail'in süreci devam ettirme tutumuna da dikkat etmek gerekiyor. Öyle ki savaşın ilerleyen günlerinde BAE ve Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik askeri operasyonlara destek vermesi yönünde ciddi baskılar söz konusu olmuş ve çeşitli manipülasyonlarla sıcak çatışma daha geniş bir satha yayılmak istenmiştir. Bu sebeple müzakerenin ilk saatlerinde tartışılan kritik başlıklar üzerinden dışarıda dezenformasyonlar söz konusu olmuş ve süreç sabote edilmek istenmiştir. Benzer biçimde sıcak çatışmayı yeniden tetikleyecek ve ateşkesi ortadan kaldıracak operasyonların da İsrail tarafında gündem edilmesi muhtemel.

7