Propaganda ve savaş karşıtı kamuoyunun yükselişi

Savaşın ilk gününde New York Times'ın "Sn. Başkan bu savaşı neden başlattınız" yönündeki eleştirel sorusu, ABD kamuoyunun önemli bir bölümü tarafından satın alındı. Henüz ABD ve İran arasındaki müzakerelerin sürdüğü günlerde bile ABD kamuoyu herhangi bir çatışmaya sıcak bakmadığı ve olası bir İran savaşının ABD'nin stratejik öncelikleri ile örtüşmediğini düşünüyordu. ABD'nin hem askeri hem de politik olarak anlamlandırmakta zorluk çektiği ve dolayısıyla kamuoyunu ikna edemediği bu savaş, Trump yönetimine her geçen gün yeni bir maliyet çıkarmaktadır.

Maliyetin artışına paralel olarak yükselen kamuoyu baskısı, savaşın seyri açısından da önemli. Nitekim İPSOS, Pew ve birçok medya kuruluşunun yaptığı kamuoyu araştırmalarında, ABD'nin savaş stratejisinin her geçen gün ekonomik ve askeri maliyetini artırdığı yönünde bir veri ortaya çıkmaktadır. Peki kamuoyunun ikna edilmediği bir savaş siyasi olarak başarılı olabilir mi

Bu soruya anlamlı bir cevap verebilmek için yakın tarihte ABD'nin bir diğer savaşına odaklanmakta fayda var. Malumunuz ABD, 2003 yılında kimyasal silahları gerekçe göstererek Irak'ı işgal etti. Belgesel ve filmler üzerinden Irak'ın şeytanlaştırıldığı bu süre içinde, uluslararası kamuoyu işgal sürecine hazırlandı. O dönem Colin Powell Birleşmiş Milletler kürsüsünde sahte uydu görüntüleri üzerinden Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğu yalanını söylemişti. Başkan Bush ve ekibi, ABD halkının güvenlik endişelerinden yararlanarak Saddam'ın El Kaide ile bağlantılı olduğu yalanını işledi ve işgal koşullarını meşrulaştırmaya çalıştı. Rejim değişikliği vurgusunun sıklıkla yapıldığı bu süreci, ABD medyası çok yoğun biçimde destekledi ve yapılan dezenformasyonlarla savaş algısı tahkim edildi.


PROPOGANDA ÖRNEKLERİ

Farklı anlatılarla örülü Irak'ın işgal sürecindeki en önemli detaylardan biri de işgal öncesinde hükümet eliyle bir propaganda biriminin (Office of Global Communication ) kurulması idi. Her ne kadar bu birim 2002 yılında ABD'nin küresel imajını güçlendirme gerekçesi ile kurulsa da işgalin hemen öncesindeki performansı ile savaşın söylemini inşa eden bir birim vazifesi gördü. İşgal öncesinde hem 11 Eylül'ün travmatik etkisini kullanan hem de kitle imha silahları yalanı üzerinden Irak'a karşı müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışan ABD, işgal sürecinde kamuoyunu ikna etmişti. Nitekim yapılan anketlerde, başlangıçta işgale yönelik desteğin yüzde 75'lere kadar çıktığı görülmüştür. Her ne kadar savaşın uzamasına bağlı olarak kamuoyu desteği düşse de bu süreçteki propagandanın kamuoyunu ika etmede oldukça önemli olduğu bilinmektedir.

Benzer bir strateji, ABD ve İngiltere'nin İran'da Musaddık'a karşı yapacağı darbe öncesinde de sahneye sürülmüştür. Her iki ülkenin istihbarat örgütleri marifetiyle Musaddık, Tudeh'e yakınlık üzerinden komünistlik ile itham edilmiş ve özel hayatına dair dezenformasyonlar yayılarak, kamuoyundaki itibarı sarsılmaya çalışılmıştır. İstihbarat örgütlerinin payandasında çalışan bazı gazetecilerin finanse edilmesi ile İran içinde de benzer söylemler dolaşıma sokulmuş ve Musaddık'a yönelik darbe meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Bugün hem ABD hem de İsrail benzer bir strateji ile İran'da rejim değişikliği için neredeyse bütün kartları masaya sürmüş durumda. Fakat benzer bir hazırlık süreci olmaksızın atılan bu adımların kamuoyunda bir karşılığı yok. ABD'nin uzunca yıllardır dünyanın farklı yerlerindeki rejim değişiklikleri siyaseti ve bu konuda ortaya çıkan fatura, ABD halkının farkındalığını artırmış ve savaş karşıtı kamuoyu güçlenmiştir.