Muhafazakar siyasetin kapsayıcılığı üzerine bir tartışma: Gelecek ve DEVA örnekleri

Türk demokrasi tarihinde siyasi partilerin teşekkülü ve kurumsallaşma süreçleri, günümüz siyasetini anlama adına önemli bir zemin teşkil etmektedir. Kuruluş yıllarının hemen akabinde başlayan ve farklı gerekçelerle akamete uğrayan çok partili hayat denemelerini dışarıda bırakırsak Demokrat Parti (DP) ve sonrasındaki birçok siyasi parti ve tecrübe, Türk siyasetinin pratiğini kavramaya yardımcı olmaktadır.

Türk demokrasi tarihi, partileşme süreçleri açısından kabaca iki deneyim sunmaktadır. Birincisi, bir tür elit mücadelesine karşılık gelen parti içi muhalefet yöntemi, ikincisi ise parti içi muhalefetin elit sirkülasyonu ile sonuçlanmaması nedeniyle yeni bir partinin teşekkülü. Birçok partide kurultaylar aracılığıyla yaşanan lider ve kadro değişimi kabaca birinci örneğe denk gelirken, tek parti politikalarına itiraz yoluyla (dörtlü takrir) ortaya çıkan DP ve diğer benzer örnekler ikinci çizgiye denk düşmektedir.

Her iki yöntem de partilerin kurumsallaşma ve politikalarına doğrudan yön vermekte ve partilerin siyasetteki etkisini tayin edebilmektedir. Fakat buradaki en önemli husus, partilerin toplumsal karşılık üreterek siyasette var olabilmeleridir. Aksi takdirde, Türk demokrasi tarihinde isimleri bile anılmayan onlarca siyasi partiden birisi olunmakta ve demokratik gelişime katkı sağlanamamaktadır.


GELECEK VE DEVA'NIN GELECEĞİ

Bu uzun girizgahı yapmamın sebebi, ikinci hat olarak tarif ettiğim siyasi yönelimin bir sonucu olarak AK Parti'den ayrılan Gelecek ve DEVA partilerinin mevcut durumunu anlamak. Suriye sahasındaki gelişmelerin hemen ardından Davutoğlu'nun AK Parti ile ilgili yaptığı değerlendirmeler, partiye yönelik eleştirilerinin devam etmesine rağmen bir tür geri dönüş sinyali olarak algılandı. Davutoğlu gibi, özgüveni ile ilgili tartışmalara konu olan bir siyasetçinin, bugün geldiği nokta dikkate değer.

AK Parti'den ayrılırken, parti içi demokrasi kanallarının tükendiği, partide yapıcı eleştiri ve önerilerinin dikkate alınmadığı ve parti içi dinamizmin kalmadığı eleştirilerini gerekçe olarak kamuoyuna deklare eden Davutoğlu'nun bugünkü toplumsal karşılığı, siyasetteki yeni zemini anlama adına önemli. Nitekim parti tabanında görülen rahatsızlık ve eleştirileri dikkate alarak yeni bir oluşumun kaçınılmaz olduğunu öne sürerek yeni bir parti ile yoluna devam etme kararı alan Davutoğlu'nun bugün hem siyasi hem de toplumsal meşruiyeti üzerine tartışmalar yapılmaktadır.

Benzer bir süreç sonunda ortaya çıkan DEVA Partisi de bugün Türkiye'nin siyasal ve toplumsal gerçekliğini yakalamakta zorluk çekiyor. Siyasal alanda bir boşluk olduğu iddiası ile hareket eden ve AK Parti politikalarının kuruluş dönemindeki siyasal çoğulculuktan uzaklaştığı gerekçesiyle yeni bir parti kuran Babacan da tıpkı Davutoğlu gibi siyasal alanda istediği karşılığı üretebilmiş değil. Her iki siyasetçinin benzer gerekçelerle AK Parti'den ayrıldıkları dikkate alındığında, bugün DEVA ve Gelecek'in siyasal söylemlerinin ve Türkiye ile ilgili vaatlerinin karşılık bulmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Bir ek olarak, her iki partinin kendi taban ve söylemlerine aykırı biçimde, 2023 seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın karşısında konumlanmaları da onların siyasi ömrüne doğrudan etki etti. Muhafazakar kitle açısından önemli bir sembol haline gelen Erdoğan'a, doğrudan hem de onun muarızları ile birlikte olmak koşuluyla cephe açmak ya da yerleşik bir cepheye dahil olmak, psikolojik bir etki yarattı. Partilerin, siyasal alanda rekabet etmekten kaçınıp CHP listelerinden parlamentoya girmeleri ve akabinde özgün bir siyaset geliştirememeleri de, iddialarının aksine farklı yerlere savrulduklarını da göstermektedir.