Öcalan'ın çağrısında da ifade ettiği gibi, Kürt-Türk ilişkileri bin yılı aşkın bir süredir devam etmekte ve bu birliktelik hegemonik güçler tarafından hedef alınmaktadır. Son iki yüzyıllık sürede kapitalist modernleşmenin bu birlikteliği hedef aldığı vurgusu, bir süre sonra PKK'nın hegemonik güçlerin etkisi altında kaldığını ve bir tür taşerona dönüştüğünü göstermektedir. Reel sosyalizmin çöküşü ve inkar politikalarının ortadan kaldırılmasının yanı sıra demokratik anlamda önemli kazanımların da söz konusu olması, örgütün ömrünü tamamlamış ve kendisini feshetmesi kaçınılmaz olmuştur.
Öcalan'ın örgüt ve dünyadaki gelişmelere göre çizdiği çerçevenin eksik yönü devletin örgütle mücadelede sağladığı avantaj ve nihai kertede örgütün önünde başka bir seçeneğin bulunmamasıdır. On yıllardır etnik temelde bir ayrışma üzerinden siyaset yapan ve ayrı ulus devlet başta olmak üzere idari özerklik ve federasyon gibi taleplerle silahlı mücadeleyi sürdüren örgütün başarısız olmasındaki en önemli unsur, devletin bu alandaki mücadelesidir. Devlet hem silahlı kuvvetler aracılığıyla örgütle mücadeleyi başarılı biçimde yürütmüş hem de 2010'lar ile başlayan ve günümüze kadar gelen süreçte, örgütün istismar alanlarını ortadan kaldırarak varlığını sorunsallaştırmıştır.
Devlet güçlü olmasa ve zafiyet içerisinde olsa ne olurdu sorusunun cevabı ise yakın tarihteki örneklerde saklı. Örgütün ve onun vesayetindeki siyasi partinin 7 Haziran 2015 sonrasında, hendek terörü aracılığıyla süreci nasıl sabote ettikleri ve tarihi bir fırsatı kaçırdıkları bildiğimiz bir konu. Arap Baharı'nın Suriye'de farklı biçimde seyretmesi ve ABD'nin desteğiyle örgütün Suriye'nin Kuzeyinde desteklenmesi ve sözde Rojava kazanımlarının Türkiye'de de tecrübe edilme isteği, kendileri açısından tarihi bir hata idi. Türkiye'nin bölgede rol model olarak tartışıldığı o yıllarda, ülkeyi içeriden parçalamak kimin ajandası idi ve kimler bu ajandaya destek verdi sorusunun cevabı da ortada. Hasılı, örgüt liderinin çizdiği çerçevede olduğu gibi, sadece teorik olarak kendi varoluş koşullarının ortadan kalktığı gerekçesiyle değil devletin bu alandaki mücade-lesi de örgütün pratik olarak sürdürü-lemez olduğu gerçeğini dayatmış ve fesih kaçınılmaz olmuştur.DEMOKRATİK SİYASET VE BÜTÜNLEŞMEBundan sonraki sürecin en önemli beklentisi, yüz yıllara sair olan bu birlikteliğin her açıdan devam ettirilmesi ve demokratik zeminde çoğulcu bir siyasetin mümkün hale getirilmesidir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, daha fazla demokratikleşmek ve çoğulcu bir model ortaya koyabilmek ana hedef olacaktır. Sınırları aşan bir etki gücüne kavuşan Türkiye'nin kendi içerisinde açılan gedikleri kapatması, ikinci yüzyılın daha sağlam bir biçimde inşa edilebilmesinin önünü açacak ve bugüne kadar farklı alanlara sarf edilen enerji Türkiye'nin gelişimine hasredilebilecektir.

119