İsrail'e destek konusundaki beklentilerin, Trump'ın yeni döneminde azami biçimde karşılandığına tanıklık ediyoruz. 7 Ekim'den bu yana devam eden ve Demokratlar nezdinde tahkim edilen bu sürecin yeni bir aşamasına geçildi. Biden döneminde İsrail lobisinin desteğiyle siyaset, medya ve özellikle akademik alanda görülen baskı bambaşka bir sürece evrildi.
Demokratların İsrail lobisine boyun eğerek birçok üniversitenin rektörü ve yöneticisiyle ilgili iş akdi fesihleri ve istifaya zorlanmaları, üniversite öğrencilerinin geleceklerini riske edecek hedef göstermeler ve hukuki yaptırımlara maruz bırakılmaları artık sıradanlaştı. İsrail lobisinin desteğiyle sıradanlaşan bu durum, akademik alandaki iki örnekle yeniden tartışma konusu.
Başarılı bir öğrencilik sonrasında ABD'de burslu doktora kabulü alan Rümeysa Öztürk, terör operasyonlarını aratmayacak bir biçimde gözaltına alındı ve ABD'de öğrenci olarak bulunmasını temin eden vize türü olan F1'in iptal edilmesi ile karşı karşıya kaldı. Öztürk'ün bu sürece muhatap olmasının gerekçesi olarak gösterilen İsrail eleştirilerini dile getirdiği makale, ABD'deki akademik apartheid'in son örneği değil hiç kuşkusuz.
DÜNÜN DÜNYASINDA AKADEMİK APARTHEİDPeki Rümeysa Öztürk'ün bu sürece maruz kalmasında İsrail lobisinin nasıl bir etkisi söz konusu. İsrail lobisi on yıllardır ABD'deki unsurları üzerinden Filistin'e destek olabilecek her türlü aktör ve kurumu takip etmekte ve fişlemektedir. Örneğin 2000'lerin başında David Project isimli çalışmayla İsrail, ABD kampüslerinde İsrail lehine kamuoyu oluşturma çalışmalarına başlamış ve fakat bu çalışma ile aslında Filistin'e yakın olan isimler ve İsrail eleştirileri fişlenmiştir. Edward Said başta olmak üzere Joseph Massad gibi birçok ismin Columbia ve Harvard'daki pozisyonunu zora sokacak adımlar atılmış ve bu isimler kamuoyunda hedef gösterilmişlerdir.O dönemde söz konusu proje üzerinden akademik alanı baskılayan İsrail, bugün de benzer bir yöntemle 7 Ekim sonrasındaki İsrail eleştirilerini dikkatle takip etmekte ve akademik alanda İsrail aleyhine olabilecek bütün adımları bertaraf etmeye çalışmaktadır. Rümeysa Öztürk de bu süreçte İsrail karşıtı protestolara katılmış ve öğrenci olduğu üniversitenin yayın organlarında İsrail'i eleştiren yazılar yazmıştır.
Filistin lehine eleştirel tavır alanları listeleyen Canary Mission isimli site, Öztürk'ün ismi ve fotoğrafına yer vererek onu hedef göstermişti. Bir istihbarat devleti olan İsrail'in kendi lobileri aracılığıyla bu tutumunu ABD sınırları içerisinde sürdürmesi, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri açısından tartışılır mı acaba Demokrasi ve özgürlükleri diğer ülkelerin iç politikalarına müdahale etmek amacıyla araçsallaştıran ABD'nin bugünün dünyasında bu kavramları tartışmaya açması çok da olası değil.

122