İfade özgürlüğü, sansür ve Instagram tartışmaları

Bilgi ve iletişimin merkezde olduğu bir küresel sistemin varlığı, dijital platformların güç temerküzünün de bir sonucu olarak okunabilir. Nitekim milyarlarca kullanıcının, oligopol medya mantığının dayattığı enformasyon mekaniğine tabi olması, sınırlı ve bağımlı bir iletişim ortamına neden olmaktadır. Her ne kadar bu tür platformlar ifade ve düşünce özgürlüğü üzerinden geniş ve farklı kitlelere alan açtıklarını söylese de gelinen noktada demokratik olmayan müdahaleler üzerinden tartışılmaktadır. Son dönemde seçimlere müdahale, gündem oluşturma ve yalan haber üzerinden tartışılan dijital platformların gelinen aşamada demokrasi açısından bir tehdit olarak algılandığı açık.Son yıllarda regülasyonların yanı sıra siyasi yönüyle de gündem olan sosyal medya platformları oldukça sığ bir biçimde tartışılmaktadır. Son olarak Instagram'ın katalog suç kapsamındaki taleplere uymadığı gerekçesiyle uyarılması ancak platformun bu talebe karşılık vermemesi bir erişim engeli uygulamasını gündeme getirdi. Fakat tartışmanın bununla sınırlı olmadığı platformun İsmail Heniyye ile ilgili taziye mesajlarına bile tahammül edemediği, kişi ve kurumların bu minvalde yaptığı paylaşımlara sansür uyguladığı ve dünyadaki muhtelif örneklerde de görüleceği üzere anti-demokratik mekanizmalarla enformasyon akışını yönlendirdiği görülmektedir.Burada önemli bir soru sormak gerekiyor. BTK bahse konu olduğu gibi katalog suçlarla ilgili bir bahis üzerinden mi yoksa genele teşmil edilebilecek bir antidemokratik tavırdan ötürü mü Instagram'a erişimi engelledi Bu soru işareti, Türk kamuoyundaki tartışmanın seyrini belirlediği gibi konunun politize edilmesini de beraberinde getirdi. Tartışmayı politize eden temel neden ise teknik gerekçenin (katalog suçlar) yanı sıra Türkiye'nin İsrail sorununa ve İsrail'in Gazze'de Batı'nın koşulsuz desteğine yönelik eleştirel tavrı ile ilgili. Hatırlayacak olursak 7 Ekim'den bu yana İsrail'in terör eylemleri, askeri ve diplomatik olarak desteklenmekte ve bu destek dijital platformları kapsayacak bir ağa ulaşmaktadır. Dünyadaki en etkili dijital platformların sürecin başından bu yana İsrail lehine pozisyon alması ve Filistin'e destek olabilecek paylaşımları sansürlemesi, tek taraflı bir enformasyon akışına neden olmaktadır. Son olarak Avrupa Birliği ve ABD gibi ülkelerin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmeleri gerekçesiyle META'ya bağlı platformların Heniyye ile ilgili paylaşımlara sansür uygulaması, bu platformların siyasileştiğine işaret etmektedir. Türkiye'de sadece özgürlükler üzerinden tartışılan bu sorunun bir egemenlik mevzuu olduğu üzerine bahis açmak ve konuyu gelişmiş ülkeler ile dijital platformlar arasındaki tartışmayı dikkate alan bir bağlama taşımak sorunun bütün boyutlarını görmemizi temin edecektir.Peki yarın Türkiye'deki herhangi bir parti ya da siyasetçinin Batı tarafından benzer bir muameleye tabi tutulması durumunda bu tür platformlar nasıl bir politika izleyecek Hiç kuşku yok ki kendi çıkarları aleyhine oluşabilecek her durumda doğrudan ya da sofistike yöntemlerle engellemeleri gündeme getiren bu platformlar, demokratik olmayan modellerle bir siyasi baskı uygulaya-bilmektedirler. Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı gibi operasyonlarda Türkiye'nin haklı tezlerini sosyal medya üzerinden haberleştiren kurum ve kişilere yönelik kısıtlamalar getirildiği, son yıllarda bazı önemli siyasetçilere paylaşımları gerekçesiyle ikazlar yapıldığı ve bu paylaşımların sansürlendiği bilinmektedir. Türkiye açısından bir güvenlik tehdidi olan terör örgütleri için mümbit birer alan haline gelen dijital platformların tek taraflı bir terör tehdidi algısı olduğu açık. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Rusya'nın ABD ve Avrupa'daki enformasyon ağının karşılaştığı durumla Türkiye ve diğer bazı ülkelere yönelik