Birleşmiş Milletler'e İsrail baskısı ve Batı'nın desteği

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'de gerçekleştirdiği terör politikalarına yönelik uluslararası bir müdahalenin mümkün olmaması, her geçen gün derinleşerek farklı yönleriyle müşahede ettiğimiz bir trajediyi ortaya çıkartmak-tadır. Küresel ölçekteki kitlesel protestoların güçlü etkisine rağmen özellikle ABD ve Avrupa'nın koşulsuz desteği, Netanyahu'nun saldırgan politikalarını sürdürmede etkili olmaktadır. Son dönemde İsrail'in Gazze'ye yönelik ortaya koyduğu askeri politikaların istenilen sonuçları vermemesi, iç kamuoyunda Netanyahu'ya yönelik eleştirileri artırmaktadır. Bu eleştirilerin geldiği nokta, bugün seçim yapılsa iktidarın değişeceğini gösteren çok güçlü kamuoyu araştırmaları desteklenmektedir.Güney Afrika tarafından Uluslararası Adalet Divanı'na açılan davada ortaya çıkan ara kararlar da Netanyahu'nun daha fazla sıkışmasına neden olmaktadır. Öyle ki son günlerde İsrail'in çatışmayı bölgeye yaymak suretiyle azalan kamuoyu desteğini artırmaya dönük bir çaba içerisinde olduğu görülmektedir. Benzer bir çaba da Batı kamuoyunda İsrail'i aklayacak argümanlar üretme ve Hamas'ı şeytanlaştırma söylemi üzerinden görülmektedir. Özellikle hükümet sözcüsü Eylon Levy'nin Batı başkentlerindeki yoğun medya diplomasisi ve görünürlüğü bu çabanın en somut göstergesidir.Son günlerde dikkat çeken diğer bir husus da İsrail'in Birleşmiş Milletler ile girdiği diyalog. Özellikle Nakba sonrası yaşanan demografik müdahalelerin yarattığı tahribatı engellenmeye dönük kurulan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) yönelik baskı, Gazze'de her geçen artan trajedinin derinleşmesine neden olmaktadır. Yaklaşık 6 milyon Filistinli mülteciye yardım amacıyla kurulan söz konusu kurum gıda, eğitim ve barınma gibi konularda ciddi faaliyetler icra etmektedir. İsrail'in baskısı nedeniyle bölgede temel ihtiyaç maddelerine yönelik erişim neredeyse imkânsız hale gelmekte ve soykırımı mümkün hale getirecek ortam teşekkül ettirilmektedir.Netanyahu ve yakın ekibinin Uluslararası Adalet Divanından çıkan kararlar sonucunda soykırımla yargılanacak olması, Netanyahu'nun içerideki kamuoyu desteğinden mahrum kalması sonucuyla birlikte düşünüldüğünde, tablo daha anlamlı hale gelmektedir. Hedef saptırma ve cepheyi genişletme stratejisinin bir devamı olarak devreye sokulan UNRWA'ya yönelik baskı, İsrail'in çözüm üretme noktasındaki sıkışıklığının bir göstergesidir. İsrail'in BM ve UNRWA'yı hedef almasındaki temel iddiası, kurumun Hamas'a yönelik desteği. İsrailli yetkililer, 12 personelin 7 Ekim sürecinde Hamas'a destek olduğu ve sürecin içerisinde yer aldığı gerekçesiyle böyle bir tutum içerisinde olduklarını beyan etmişler ve bütün dünyaya bu yönde propaganda yapmışlardır. On yıllardır belirli bir kapasite ile Filistinlilere destek veren bir kurumun hedef alınması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. 7 Ekim sonrasında BM Genel Sekreteri Guterres'in yaptığı açıklamalar sonrasında BM ile İsrail arasında yaşanan gerginliklerin geldiği nokta, İsrail'in hukuk tanımaz politikalarının hangi aşamaya geldiğini gösterme açısından önemli.Batı'nın Koşulsuz Desteği Sürüyorİsrail'in BM'ye yönelik agresif politikalarının Batı tarafından açıkça onaylandığı bir sürece tanıklık ediyoruz. Öyle ki İsrail'in UNRWA'ya yönelik bu tutumu sonrasında ABD, Almanya, İsviçre, İtalya, Kanada, Finlandiya, Avustralya, İngiltere,