Avrupa ve Türkİslâm korkusu

Avusturya Arşidükü 2. Ferdinand'ın ifadesiyle "Önüne set çekilemeyen bir nehre benzeyen Türk", Orta Çağ Avrupası açısından korkulan ve çekinilen bir unsurdu. "Anneciğim Türkler" sözünde özetlenebi-lecek bu korku, 15 ve 16. yüzyılda Avrupa'da Türk imgesinin teşekkülü açısından oldukça önemli bir gösterge. Nitekim İstanbul ile başlayan ve 16. yüzyılda Viyana'ya kadar uzanan fetihler, Avrupa'daki Türk korkusu ve iklimini beslemiştir. Türklerin Avrupa'daki ilerleyişine askeri açıdan mukavemet edemeyen Avrupalıların Türkleri Luther'in ifadesiyle "tanrının öfkeli kırbacı" olarak tanımlaması Türk imge ve imajının anlaşılması açısından etkili bir metafordur. Türklüğe kötülük atfeden ve belirli mitolojik öğelerle onu ötekileştiren ve Türklük imgesini negatif çerçeveleyen ana faktör bizatihi Avrupa'nın kendisidir. Kronik ve tarihi vesikalarla da çerçevesi netleştirilen Türk imgesi, Avrupa'nın bir korkusu olarak varlığını sürdürmüş ve günümüze kadar gelmiştir. Avrupa'daki Türk imgesinin oluşumunda hiç kuşkusuz İslam'ın da büyük bir rolü var. İslam ile özdeşlik üzerinden ilerleyen Türklük algısı, Osmanlılar ile etkisini artırmış ve günümüze kadar sürecek karşıtlığın da zeminini oluşturmuştur. Özlem Kumrular'ın "İslam Korkusu" ve "Türk Korkusu" gibi eserlerle ayrıntılandırdığı bu olgu, günümüzdeki İslam ve Türk karşıtlığını anlama adına da önemli. Bugün başta Batı Avrupa olmak üzere Batı ülkelerinde Türk ve Müslümanlara yönelik korku yerini karşıtlığa bırakmıştır. Öyle ki bu durum sadece duygusal düzlemde kalmamakta son yıllarda Türk ve Müslümanlara yönelik ayrıştırıcı bir siyasete dönüşmektedir. 20. yüzyılın sonu ile bir yandan karşılaşma alanlarının artması diğer yandan da Sovyetlerin çöküşü bu karşıtlığı kurumsal bir noktaya taşımıştır. Devlet imkanları ile sistematik bir hal alan Türk ve Müslüman karşıtlığı son dönemde aşırı sağın da ciddi bir güç kazanması ile bambaşka bir yöne evrilmiştir. Avrupa'da özellikle Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa gibi ülkelerde Türk ve Müslümanların eğitim, iş ve siyaset hayatında karşılaştıkları ayrımcılık bunu çok açık biçimde göstermektedir.Almanya ve UEFAAvrupa Futbol Şampiyonasının yaşandığı bu günlerde Türk Milli Takımı oyuncusu Merih Demiral'ın yaptığı bozkurt işareti üzerinden yaşanan tartışma ve UEFA'nın Demiral'a verdiği ceza, bu karşıtlığın futbol zeminine de sıçradığını göstermektedir. Sürecin bütün aşamalarına bakıldığında ilk etapta Alman İçişleri Bakanı Nancy Faeser'ın açıklaması ile siyaset zeminine taşınan ve çok kısa bir süre içerisinde Demiral'a verilen ceza ile sonuçlanan bir silsile görüyoruz. Fakat buradaki önemli husus, bir sportif müsabakada yapılan işaret sonrasında Faeser'in söz konusu işareti bağlamının dışında tartışmaya açması ve Türk Milli Takımının meşruiyetine gölge düşürmeye çalışmasıdır. Nitekim Faeser açıklamasında, bozkurt işaretinin aşırı sağ bir sembol olduğu ve spor müsabaka-larında bu tür işaretlerin yapılmasının aşırı sağ hareketlerin gelişimine hizmet ettiğini ifade etmiştir. Halbuki bozkurt işareti, tarihsel olarak Türklüğe atfen ortaya çıkan ve kültürel kimliğe işaret eden bir semboldür. Fraser ve diğer Alman siyasetçilerin bozkurt işaretini Sırp milliyetçileri tanımlayan çetnik selamı ve Nazilerin sembolü ile eşitleme çabası oldukça sorunludur. Nitekim her iki sembol de arkasında ciddi bir terör ve şiddet barındırmakta