Aşırılıklar çağının gölgesinde: Netanyahu'nun Kongre konuşması

Eric Hobsbawm 20. yüzyılı aşırılıklar çağı olarak tanımlıyordu. Birinci Dünya Savaşının başlangıcı olan 1914 yılını yüzyılın miladı olarak kabul eden Hobsbawm Sovyetlerin çöküşü ile çağı nihayete erdiriyordu. Hobsbawm'a göre 1914 ile başlayan, katliam ve soykırımlarla milyonlarca insanın kaybına yol açan 20. yüzyıl tarihi bütünüyle bir savaş tarihidir. 20. yüzyıl bu anlamda yazılı kültürün gördüğü bir kesintisiz savaş dönemi olarak kabul edilmiş, Avrupa ile başlayarak Soğuk Savaş döneminde etki alanını genişletmiştir. Aşırılıklar çağının Avrupa'yı ilgilendiren kısmında savaşların yanı sıra İtalya'da Faşizm Almanya'da ise Nasyonel Sosyalizm olgusu şiddetin nasıl sıradanlaştırıldığını görmemiz açısından önemli. Her iki olgu da geniş kitleleri peşinden sürüklemesi ve dünya tarihsel olaylara zemin hazırlaması yönüyle üzerinde fazlaca düşünülmesi gereken siyasi pratiklerdir. Öyle ki 20. yüzyıl, şiddet ve aşırılık pratiklerini 21. yüzyıla da miras olarak bırakmış ve bu mirası tevarüs eden aktörler, içerisinde yaşadığımız çağı da etkisi altına almışlardır. Nitekim 7 Ekim sonrasında İsrail'in Gazze'de uyguladığı ve milyarlarca insanın hem konvansiyonel hem de dijital mecralar üzerinden canlı yayında takip ettikleri katliamlar, aşırılıklar çağının mirası olarak kabul edilmelidir. Peki 20. yüzyılın sonunda ABD örneği üzerinden ilan edilen liberal demokrasinin zaferi bugün bu aşırılıkların neresinde yer almaktadırNetanyahu ABD KongresindeTam da bu soru bir savaş suçlusu olarak kabul edilen Netanyahu'nun ABD ziyareti ile daha fazla tartışmaya açılması gereken bir konu. Bir yanda özgürlüklerin beşiği addedilen ABD'nin dünyanın diğer kalanına rejim açısından örneklik teşkil edeceğine yönelik ön kabulü (1830'ların başında Tocqueville'in "Amerika'da Demokrasi"de söylediği 1990'larda ise Fukuyama'nın "Tarihin Sonu"nda mutlaklaştırdığı) diğer yanda ise on binlerce insanın katline yol açan bir siyasetçinin ABD Kongresinde taltif edilmesi. İlk etapta bir paradoks gibi görünen bu durum, aslında Batı tarihinde gerçekleştirilen soykırım, ayrımcılık ve yok sayma örneklerinin bir devamı. Netanyahu'nun ABD ve Batı'nın emperyal geçmişini çok iyi bilmesi ve onunla özdeşlikler kuran açıklamaları, Batı ile İsrail arasındaki ilişkiyi görmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece bir lobi desteği üzerine izah edilemeyecek olan bu koşulsuz destek bir fikrin bir düşüncenin de devamı olarak kendisini göstermektedir. Medeni-Barbar RetoriğiTıpkı modern Batı'nın Doğu'yu medenileştirme misyonuyla yaptığı işgal ve katliamlarda olduğu gibi bugün İsrail de Gazze'de Barbarlara karşı bir savaş verdiğini iddia etmektedir. O sebeple Netanyahu kendisini dinleyen senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerine hitabında "bizim savaşımız sizin savaşınız" ifadelerini sıklıkla kullandı ve ABD'nin bu koşulsuz desteğini neden sürdürmesi gerektiğine dair bir çerçeve çizdi. ABD'de kabul gören klasik İran retoriğini de kullanan Netanyahu, İran'ın İsrail'i yenmesi durumunda bir sonraki adımın ABD olacağını söylemesi, bu anlamda önemli idi.Amerikan Kongresinde 21. yüzyılda bir soykırımcının, bir savaş suçlusunun bu konuşmayı yapabiliyor olması ve söz konusu konuşmanın defalarca alkışlarla kesilmesi, Batı'nın kendinden olmayan halklara bakışı ile ilgili. Batı nihai kertede kendi dışında gördüğü unsurları ikincil kabul etmekte onlarla ilgili ihlalleri her hal ve şartta meşrulaştırabilmektedir. Bu açıdan İsrail lobisinin ABD dış politikasına önemli ölçüde nüfuz ettiği tezini kabul etmekle birlikte, bu tezin Netanyahu'ya yönelik kongredeki