Asimetrik savaş ve siber vatan

Bir önceki yazıda yeni risk ve tehdit biçimleriyle karşı karşıya kaldığımız gerçeği üzerine düşünmüş ve enformatik felaketin boyutlarına ilişkin Türkiye ve dünya ile mukayeseli bir değerlendirme yapmıştım. Alman Sosyolog Ulrich Beck'e atıfla her yeni teknolojinin aynı zamanda bir risk olduğu gerçeğini ifade etmiş ve günümüzün en kritik meselesinin bu risklerle mücadele etme zorunluluğu olduğunu vurgulamıştım. Özellikle günümüzdeki en önemli risk alanlarından biri olarak konumlandırılan ve asimetrik tehdidin önemli bir bileşeni olan enformasyon konusu üzerine düşünmüş ve yapılacaklara dair bir çerçeve de çizmiştim.

ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sonrasında yoğun biçimde gündemimizi meşgul eden bir diğer asimetrik tehdit biçimi de siber tehdit kategorisi. Son dönemde internet tabanlı teknolojilerin gelişimine paralel olarak hayatımızın hemen her alanına etki eden yapay zeka teknolojileri ve bulut sistemleri, siber uzay aleminin ne denli kritik bir saha olduğu gerçeğini de gündemimize soktu. Dünyanın son yirmi yıldaki hikayesinde büyük bir yer işgal eden siber saldırı ve tehditler, etkilerini dolaylı ve doğrudan hissettiğimiz bölgesel savaşın da en önemli başlıklarından biri. Her ne kadar savaşın bu yönünü sadece kamuoyuna deklare edilen kısımları üzerinden görsek de arka planda siber alanı ilgilendiren çok derin ve yoğun çatışmaların olduğu aşikar.

Savaşın başından bu yana görebildiğimiz kadarıyla her iki cephede de yoğun bir siber saldırı düzlemi söz konusu. İran açısından bakıldığında bu anlamda her ne kadar yeterli bir alt yapısının olmadığı konuşulsa da müttefik konumunda olan Rusya ve Çin üzerinden birtakım sinyal bilgileri aldıkları ve uydu üzerinden temin ettikleri istihbarat ile bazı hedefleri rahatlıkla vurabildikleri düşünülmektedir. Özellikle Çin'in bölgedeki deniz unsurları üzerinden geniş bir menzili izleyebilmesi, bazı operasyonlarda İran'ın elini kuvvetlendiren bir husus olarak tartışılmaktadır. İran'ın da kendisine bağlı hackerler üzerinden ABD'nin kritik birimlerini hedef aldığı ve bazı noktalarda mesafe kat ettikleri de bir ayrıntı olarak dikkat çekmektedir.

Diğer cepheden bakıldığında, özellikle İsrail'in, İran'daki lider kadronun etkisiz hale getirilmesi sürecinde ciddi bir siber istihbarat ürettiği bilinen bir gerçek. İçerideki espiyonajın dışında yoğun bir uydu teknolojisini de devreye sokan İsrail, Muhsin Fahrizade suikastından bu yana siber saldırılar noktasında önemli bir kapasite inşa etti. İsrail ile entegre biçimde hareket eden ABD ise savaşın ilk günlerinde, ABD Genelkurmay Başkanı Caine'nin de ifade ettiği gibi, İran'a yönelik saldırılarda süreci belirli bir ivmeye taşıyan ve muharrik güç olan USCYBERCOM ve USSPACECOM gibi birimler üzerinden bu tehditleri ürettiği bilinmektedir. Her iki birim de ilk günlerde, askeri operasyonları kolaylaştıracak bir zemin hazırlama adına İran'ın enformasyon ağı ve sensörlerini bozmak amacıyla saldırılar düzenlemişlerdir. Özellikle İsrail'in doğrudan bazı nükleer tesislere yönelik saldırılar düzenlediği ve buraları işlevsiz etmeye dönük bir arayış içerisinde olduğu uzunca bir süredir dile getiriliyordu.