ABD ve vize sopası

Amerika Birleşik Devletleri'nin, kendi sınırları içerisindeki dolaşımını mümkün kılan vize prosedürünü, uzunca bir süredir politik bir araç olarak kullanması ile ilgili ciddi sorunlar söz konusu. Biden ile başlayan ve Trump'ın yeni döneminde daha da karmaşık hale gelen vize sorunu, özgürlükler açısından ciddi bir tehdit olarak kullanılmakta. Önceleri Türkiye gibi dış politikada sorun yaşadığı ülkelere süreci uzatmak noktasında bir zorluk gösteren ABD, Trump yönetiminde bazı politik gerekçelerle mevcut vizeleri de iptal edebilmektedir.

Bu yılın başından bu yana önemli sayıda F1 (öğrenci vizesi) başta olmak üzere birçok vize türünde iptaller gerçekleştiren Trump yönetimi, bu iptaller için terörle mücadele gibi oldukça belirsiz gerekçelere sığınmaktadır. Son dönemde Columbia başta olmak üzere ABD'nin prestijli üniversitelerinde İsrail karşıtı protestolara katılan öğrencilerin vizelerinin iptali, yeni yönetimin bu konudaki kararlılığını göstermektedir. İptallerin sadece Filistin yanlısı protestolara katılan öğrencileri kapsamadığı açılan davalardan anlaşılmaktadır. Örneğin Çinli öğrencilerin de benzer vize iptalleri ile karşılaştığı ve kendilerine yönelik bu tutumu dava ettikleri görülmektedir. Trump'ın seçimler öncesinde göçmenlere yönelik tehditleri hatırlandığında, yeni yönetimin hemen her gerekçeyi öne sürmek suretiyle benzer bir yaklaşım sergileyeceğinden şüphe yok. Marco Rubio'nun da somut bir biçimde savunamadığı ama uygulamaktan da imtina etmediği bu iptal süreçleri, yakın gelecekte ABD'nin göçmenlere yönelik yeni ve sert vize politikaları uygulayacağını göstermektedir. Türk kamuoyunun Rümeysa Öztürk üzerinden haberdar olduğu bu süreç, daha geniş bir bağlamda yeni yönetimin ayrılıkçı ve sekter bir uygulaması olarak da okunabilir.
RÜMEYSA ÖZTÜRK'ÜN SÜRECİ

ABD'de İsrail karşıtı gösterilere dahil olduğu gerekçesiyle, bir terör örgütüne yönelik operasyonu andıracak bir biçimde göz altına alınan ve sonrasında da tutuklanan Rümeysa Öztürk'ün süreci de oldukça öğretici. Tıpkı 2000'lerin başında birçok Filistin destekçisi akademisyende olduğu gibi Rümeysa da İsrail lobisi tarafından hedef gösterilmiş ve yazdıkları dolayısıyla cezalandırılması gerektiği iddia edilmiştir. Rümeysa'nın birkaç gün önce görülen mahkemesinden yansıyanlara bakıldığında, sorunun Rümeysa'yı aştığı ve bir sistem krizine doğru sürüklendiği görülmektedir.

Rümeysa örneğinde de görüldüğü üzere bu tür süreçler, karşı bir yıpratmaya dönüştürülmekte ve İsrail ile ilgili eleştirel tavır alanlara bir mesaj verilmektedir. Rümeysa göz altına alındığı andan itibaren teknik detaylar gerekçe gösterilerek binlerce kilometre öteye taşınmış ve mahkemede kendisi lehine olabilecek talepleri de göz ardı edilmiştir. Öğreniminin ortasında sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kalan Rümeysa'nın, herhangi bir hakim kararı olmaksızın sınır dışı edilmesi hukuken mümkün değil. Fakat hukukun askıya alındığı ve yeni kuralların söz konusu olduğu ABD'de, vize konusu politik bir baskı aracına dönüştürülmüş durumda.