Henüz diplomasi masasında sıcak temasların sürdüğü anlarda, ABD kamuoyunun olası İran saldırısına yönelik tutumunu konu edinen kamuoyu araştırmaları, sadece Demokratlar nezdinde değil Cumhuriyetçiler içerisinde de yoğun bir savaş karşıtlığı olduğunu göstermektedir. Peki hem diplomasi masasının varlığı hem de ABD'de geniş kitlelerdeki savaş karşıtlığına rağmen Trump neden böyle bir adım attı Trump'ın en büyük destekçisi olan MAGA'cıların bile yoğun biçimde itiraz ettiği bu operasyon nasıl Trump açısından mümkün ve makul bir senaryoya dönüştü En önemlisi de Trump'a önemli ölçüde destek veren ve İsrail'in son dönemde ABD dış politikasındaki etkiye dair eleştirel bir tutum alan Tucker Carlson gibi isimlerin Trump liderliğini ikna çabalarının nasıl boşa çıkarıldığıdır.
Operasyonun başladığı gün bu itirazların en belirgin biçimde hissedildiği yer New York Times'ın makalesi idi. Yayın kurulunun ortak açıklaması ile karşı durulan bu savaş, Trump yönetiminin pervasızlığı olarak çerçevelendirildi. En üst perdeden "Sn. Başkan, bu savaşı neden başlattınız," (Why have you started this war, Mr. President) diyerek eleştirel pozisyon alan gazete kurulu, sadece demokratlar adına değil ABD halkı adına da bir soru soruyordu. İtirazlarını daha farklı sorularla genişleten bu yazı, ADB başkanı Trump'ın savaş konusundaki vaatleri ve icraatları arasında ciddi bir tezat oluştuğu ve bunun da ABD halkına maliyet üretebileceği ifade edilmektedir. Gerçekten de savaşa karşı olan ve barışın mimarı olarak temayüz etmek isteyen bir Başkan neden ve hangi motivasyonla bu operasyona odaklanır
MAGA'cıların son dönemdeki İsrail eleştirileri, Trump'ın motivasyonunu oluşturan unsurların ne olduğunu anlama adına önemli. Nitekim, bir yandan İsrail lobisinin en fazla desteklediği isimlerden olan Lindsay Graham ve Ted Cruz gibi isimler eliyle siyasette dolaşıma sokulan İran tehdidi diğer yandan da Mark Levin gibi yorumcuların televizyon kanallarında yoğunlaştığı İran vurgusu, İsrail lobisinin ne denli etkili çalıştığını da gösteriyor. Bu isimlerin uzunca süredir İran'ın balistik füzelerinin kıtalar arası erişimi noktasında ABD'yi vurabileceği korkusunu pompalamaları söylem alanındaki savaşın nasıl kotarıldığını da göstermektedir. En nihayetinde gelinen noktada eleştiri ve sorgulamalara rağmen ABD'nin İsrail çıkarlarını da gözeten bir tavırla İran savaşına müdahil olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.
Fiziki alanda süregelen çatışmalar ve İran'ın Körfez ülkelerini içerisine alan misillemeleri, savaşın seyri anlamında önemli. Cephede ABD'nin rejim değiştirme söylemine paralel biçimde yürütülen enformasyon savaşları da askeri alanın dışında mücadelenin çetin geçeceğini göstermektedir. Savaşın başladığı günün ilerleyen saatlerinde Hamaney ve Pezeşkiyan ile ilgili suikast haberleri bir psikolojik savaşın nasıl yürütüldüğünü de detaylı biçimde gösteriyordu. Bir yandan İsrail eliyle servis edilen suikast haberleri diğer yandan da İran halkını sokağa çağıran Netanyahu. Bu çağrı ve söylemler çok açık gösteriyor ki stratejik hedefler ve suikastlar sonrasında rejimi daha kırılgan hale getirebilmek adına kitlesel protestoları tetiklemek ana hedef olarak gözetilmiş. Henüz istenen sonuçlar hasıl olmasa da ABD ve İsrail'in üst düzey isimleri hedef alan ve yoğun bir istihbarat zafiyetine işaret eden bu durum İran açısından büyük kayıp. Her ne kadar İran'da sistemin tek bir kişi ile mukayyet olmadığı bilinse de gözetilen hedeflerin gerçekleştirilmesi, hem psikolojik direnç hem de mütekabiliyet açısından işleri zorlaştırmaktadır.

4