Geçen akşam sözleştik arkadaşla, oturduk, sohbet muhabbet... 1930-1950 yılları arasında Ankara'daki yazarların, ressamların, gazetecilerin uğrak noktası Posta Caddesi'nde Şükran Lokantası ile Yeni Hayat Lokantası... Dönemin aydınları burada. O vakitler Yeni Hayat Lokantası'na sık sık sivil polisler uğrarmış. Bu yazar çizer tayfası ne konuşuyor öğrenelim diye. Kimi zaman lokantanın sahibi Mehmet almamış bu aydınları içeri. "Yahu siz gelince onlar da geliyor, yiyip içmiyorlar, ben de iş yapamıyorum, hadi gidin!".
Tabii yıllar geçti biz de Ankara'da farklı bir masada ülke gündemini ele aldık. Sohbet son günlerdeki olaylar üzerine gelişiyor; Kılıçdaroğlu, mutlak butlan...
80-90 yıl önce Posta Caddesi'nde ne konuşulduysa benzer şeyler günümüzde de konuşuldu.
Bununla ilgili bir yazı yazayım dedim. Sokağın nabzını yoklayım.
Sabah gittim mahalle bakkalına. İsminin açıklanmasını istemeyen mahalle bakkalı Falanca Bey geçmişte Kılıçdaroğlu'nu desteklemiş, kimi zaman eleştirdiğimde "Yoohh Canım" demiş, Kılıçdaroğlu'nu sıkı sıkıya savunmuştu. Bunu bildiğimden yine sordum. "Ne diyorsun olanlara"
"Ben şaştım kaldım" dedi "bunu beklemezdim" dedi, "yanılmışım" dedi, dedi de dedi...
Peki dedim, çıktım. O gün berbere gittim.
İsminin açıklanmasını istemeyen mahalle berberi Filanca Bey geçmişte Kılıçdaroğlu'nu desteklemiş, kimi zaman Kılıçdaroğlu'nu eleştirdiğimde "Yoohh Canım" demiş, Kılıçdaroğlu'nu sıkı sıkıya savunmuştu. Bunu bildiğimden yine sordum. "Ne diyorsun olanlara"
"Ben şaştım kaldım" dedi "bunu beklemezdim" dedi, "yanılmışım" dedi, dedi de dedi...
Peki dedim, çıktım. Genel olarak eleştiriler aynıydı.
"BERKER 1950'LERİ ANLATIYOR"Dedim bu sefer birine daha sorayım. Geçmişten biri bize o günleri anlatsın. Adı Şinasi Nahit Berker. Bugün aramızda değil elbet. Bilen bilir eski bir gazeteci Berker, Ulus'ta yıllarca yazmış nüktedan bir kişilik.
"Gazeteci Olunmaz Gazeteci Doğulur" adlı kitabında 13 yaşındayken Atatürk ile yaşadığı o hatırasına yer vermiştir. 1934 senesinde Erdal ve Ömer'in sünneti için Pembe Köşke gittiğinde Atatürk'ü görmüş, sohbet etmiştir. Atatürk'ün "ileride ne olacaksın" sorusuna "gazeteci" yanıtını verdiğini, Atatürk'ün de "eğer gazeteci olursan hep doğruyu yazacaksın söz mü" demesi üzerine o söz verip gazetecilik mesleğini de bu söz üzerine kurduğunu belirtmiştir. Ben de kitaplıktan mevcut kitaplarını indirdim, malum ülkede siyaset her zaman karışık. 1950 seçimlerinden sonra DP iktidarı döneminin canlı tanığı Berker. evirdim birkaç sayfa, 1950'lerde CHP-DP çekişmesi üzerine yaşadığı bir olayı şöyle anlatmış:
"alışma Bakanı Mümtaz Tarhan Zafer gazetesinde bir makale döşemiş. (...) Bakın ne buyuruyor: 'Atatürk'ün eserlerine dil uzatmaktan içtinap (*kaçınma) etmeliyiz.' İlahi Mümtaz Bey çok doğru söylüyorsunuz. Mensubu olmakla şeref duyduğunuz DP sayesinde Atatürk'ten eser mi bıraktınız Atatürk'ten kala kala bir tek eser kaldı. O da dün göklere çıkarmak için bugün de yere sermek için dilinizden düşürmediğiniz CHP!"
İşte böyle diyor Berker 1950'lerde.
Gazeteciliğin zorluğundan bahsederken bir ara Zübük'te yazdığını söylemiş. İki büyük karikatürcü Halim Büyükbulut ile Ratip Tahir Burak'ın çizimlerinden dolayı, kendisinin de yazdığı iki fıkra yüzünden 16 ay hapis yattığını aktarmış. Gazetecilik "zor iş" demiş...
Bir de İnönü ile olan anısına yer vermiş. 1955 senesinde "6-7 Eylül Olayları" sonrası DP iktidarı sıkıyönetim ilan etmiş, İnönü de Ulus gazetesinde "etin Bir İmtihan" başlıklı bir yazı kaleme almış, bunun üzerine Ulus bir ay kapatılmış. 19 Eylül 1955 günü gazeteye uğrayan İnönü çalışanların boş oturduğunu görünce "Niye tembel tembel oturuyorsunuz!" demiş ve Berker gülümseyerek "Sayenizde Paşam!" yanıtını vermiş. Nüktedan Berker... Hem iktidarı hem muhalefeti boş geçmemiş.

27