Suna Kan Anma Haftası

İzzet Bey 30 Ocak 1937 günü Ankara'ya adımını atar atmaz İstanbul'daki eşi Pakize İzzet Hanım'a bir kart gönderir ve şöyle yazar: "Pakizeciğim, Muvasalatımı (varışımı) bildirmek için sana alelacele bu mektubu yazıyorum. Yarın mufassal (ayrıntılı) bir mektup yazacağım. Yol çok sıkıcı idi. Yanımda horlayan bir hödük vardı. Buradaki hüsnükabul (iyi karşılama) ise harika. Evvela Cevat'ı buldum. Geldiğimi her tarafa tebşir etti (müjdeledi). ok alaka gösterdiler. Burada her şey iyi fakat mesken buhranı feci gibi görünüyor. Parayı aldın mı Cümle akrabaya selam eder, seni hasretle öperim."

Beyoğlu Mis Sokak Mimoza Apartmanı'na gönderilen bu kartpostalı geçen yıl bir müzayededen aldım. Üzerinde "Pakize İzzet" ifadesini görünce bu kişinin ilk jinekolog "Pakize İzzet Tarzi" olduğunu düşünmüştüm. Fakat yanılmışım. Kartta adı geçen Cevat, Konservatuvarda görevli ünlü müzik insanı Cevad Memduh Altar, kartı gönderen İzzet Ankara'daki Riyaset-i Cumhur Orkestrası (*günümüzdeki CSO) Viyola Grup Şefliğine tayin edilen İzzet Nezihi Albayrak'tı. Yani Berlin Stern Konservatuarı'nda ünlü kemancı Gesza von Kresc tarafından yetiştirilen Türk müzik insanı. Pakize İzzet de dönemin tanınan keman sanatçılarından. İzzet Bey eşi Pakize Hanım'a kartpostalı gönderdikten sonra Riyaseti Cumhur Orkestrası'nda göreve başlamış ve 1964 senesine kadar çalışmış, 1960 yılına kadar da Konservatuvarda keman öğretmeni olarak ders vermiştir.

"LİKO AMAR VE DİĞERLERİ"

Öte yandan aynı yıllarda Konservatuvarda başka önemli hocalar da vardır. 1933 senesinde Hitler'in iktidara gelişiyle birçok Musevi - muhalif bilim insan, sanatçı Almanya'dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu isimlerden biri de Macar kökenli Alman vatandaşı Liko (Licco) Amar'dır. Liko Amar, Türkiye'ye sığınmış, Ankara Konservatuvarında keman dersleri vermiş, aynı şekilde Walter Gerhardt ve Gilbert Back da Konservatuvarda Türk öğrencileri yetiştirmiştir. Bu isimlerin bir araya gelmesi tesadüf değil elbette. Atatürk'ün kültür-sanat politikalarının bir sonucudur. Ayrıca bu hocaların ortak bir noktası ünlü keman sanatçımız Suna Kan'ı yetiştirmiş olmalarıdır.

Suna Kan, henüz on yaşındayken 18 Nisan 1946 günü ilk resitalini Konservatuvar binasının içindeki Tatbikat Sahnesinde vermiştir. Aynı sene Ankara Radyosu'nun büyük stüdyosunda Hasan Ferit Alnar yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde ilk orkestra konserine imza atmıştır. Suna Kan yıllar sonra o günü anlatırken "İlk konserimde, Mozart'ın konçertosunu çalmıştım. Hoca notayı verdi, dedi ki sen bunu çalış, on beş gün sonra konser var! Yani ben o konçertoyu aldım, eve gittik. Babam başımda tabi... On beş gün sonra konser oldu. Ezbere koca bir konser... Şimdi şaşıyorum bunu ben nasıl yaptım diye!" Suna Kan, o gün Mozart'ın 5 numaralı keman konçertosunu ve Viotti'nin la minor keman konçertosunu seslendirmiştir.

"BABASI NURİ KAN'IN ETKİSİ"

Henüz beş yaşındayken yeteneği fark edilen Suna Kan'ın yetişmesinde İzzet Albayrak, Liko Amar ve diğer hocaların etkisi kadar Riyaset-i Cumhur Orkestrası'nda keman sanatçısı olan baba Nuri Kan'ın da payı büyüktür. Suna Kan "eğer babam müzikçi olmasaydı yani evde çalınan bir çalgı olmasaydı belki de ailem müziğe olan yeteneğimi fark edemeyecekti" diyerek hakkını teslim etmiştir. 1948 senesinde özel olarak çıkarılan 5245 sayılı özel kanun yani bilinen adıyla "Harika ocuk Kanunu" ile Suna Kan Paris'e gönderilmiş, Paris Konservatuarı'nda Gabriel Bouillon tarafından yetiştirilmiş, 1952 yılında da okulu birincilikle bitirmiştir. Ardından da dünya çapında önemli bir keman sanatçısına dönüşmüştür. Fakat şartlar zorludur, verdiği bir röportajında o günleri anlatırken "Ankara Hamamönü'nden doğrudan doğruya Paris'e düşüyorsunuz. O zamanlarda savaş zamanı, iyi bir beslenme yok. Fazla da para yok, muz meyvesini ilk defa Fransa'da yedim. Öyle bir çocukluktu bizimkisi" diye anlatacaktır.

Suna Kan, kemanıyla tüm dünyayı etkilerken onu etkileyenler de vardır elbet: Niccolo Paganini, Eugene Ysaye, Ludwig Spohr, Henri Vieuxtemps'i, Isaac Stern, David Oystrah, Henryk Szeryng gibi müzik inanlarını sevdiğini söylese de onu asıl etkileyen Mozart olmuştur. Suna Kan bu sevgisini şöyle dile getirmiştir: "Beni en çok etkileyen besteci Mozart! Beethoven'i da tabii ki seviyorum. Keman eserlerini de seviyorum. Ama 'bir tane söyleyeceksin ve yarın öleceksin' derseniz Mozart! Deha işte onlar! Size cennettin kapılarını açıyor, üç notayla..."