"Nerede o eski bayramlar" diyen çok tabii günümüzde. Bayram denince ilk akla gelen de bayramlık, bayram harçlığı ve çocuklar... Devir değişti, zamane çocukları da kapıya gelip şeker istemiyor artık.
"Nerede o eski bayramlar"daki kapıyı çalan çocuklardan biri de Nusret'ti. Yıllar oldu onu kaybedeli. Anılarını yazdığı kitabında o eski bayramları anlatmıştır bize. "Bana bayramlık alınmıyor. Ama ben de öbür çocukların sevincine katılmışım. Bayram geliyor diye sevinmekteyim. Annemin bana bayramlık alamadığı için çok tedirgin, çok üzgün olduğunu anlıyorum" diyerek yoksullukla geçen günlerini paylaşacaktır.
"İLK BAYRAMLIK"Nusret'in ilk bayramlığını ise annesi diker. Beş yaşındayken, yıl 1920... Şöyle anlatır:
"İlk pantolonu, ilk ayakkabıyı beş yaşımdayken bir bayramda giymiştim. O yaşıma dek ne pantolonum ne ayakkabım vardı. Üstüme alacakara bezden bir entari giydirirlerdi, ayaklarımda takunya. Annemin diktiği bayramlık giysim, iki paçasının yanlarında sedef düğmeler olan siyah kadifeden kısa pantolon, sadakor gömlekti. Bayramın birinci günü sabahı sokak kapısı önüne çıktım, duruyordum. Entarili, takunyalı bir oğlan beni arkamdan b*kluderenin içine itiverdi. Üstümden kirlenen bayramlığı çıkardılar. Yine alacakara renkli entarimi giydirdiler."
Nusret'in ilk bayramlığı da böyle heba olup gider.
Başka bir bayram da annesi eline para tutuşturur "Hadi oğlum git de fesini kalıplat" diye. Nusret sevinçle "uçarak gittim" diye anlatır. Gider fesçiye, buruş buruş olan fesi kalıba konur, elden geçirilir, ütülenir, yeni püskül takılır, yepyeniymiş gibi "al buyur" edilir. Eve dönünce de annesi fesi alır, bayram günü giyilsin diye dolaba kaldırır. Nusret sonra da babasının bir bayramlık çorap getirdiğini ekler. O çorabı da mutluluktan yastığının altına koyarak uyuduğunu...
Şimdilerde bir çorapla mutlu olan çocuklar var mı
"İLK BAYRAM HARLIĞI"Nusret, bayram günü evlerine gelen misafirden de bahseder. Elini öptüğü o misafirin bayram harçlığı verdiğini söyledikten sonra "Odadan çıktım. Üstümde annemin eskilerden bozarak diktiği bayramlık giysi vardı. Aldığım bayram parasını pantolon cebine koydum. Koşarak Vahit'in dükkanına gittim".
Nusret'in "Vahit" dediği kişi mahallenin kitapçısı-kırtasiyecisidir. İstanbul'da Uzunyol'da Kasımpaşa iskelesinin yakınındadır hemen. Vitrinini pergeller, parlak elişi kağıtları, cetveller, çıkartma kağıtları süsler. Nusret "En büyük eğlencem o vitrini izlemekti, bir gün param olsa da bu dükkâna girsem, bir şey satın alabilsem diye hayal kurardım" diye anlatır anı kitabında.
O bayram harçlığıyla da hayallerine kavuşmak ister. Koşarak gider kitapçı Vahit'e, girer içer ve özgüveni tam bir şekilde "Amca yazı yazmak için siyah mürekkep istiyorum ben!" der.
Vahit Bey "Paran var mı" diye sorunca Nusret ceplerini yoklar, gözleri büyür ve gerisi şöyle anlatır: "Elimi cebime attım, para yok! Pantolon cebi delikti! Annem eskilerden bozup üstüme göre yaptığı pantolonun cebinin deliğini görmemiş ya da deliği dikmeye vakit bulamamıştı."

3