1937 senesinde Ahmet Kutsi Tecer ve eşi Meliha Hanım'ın yolu Ankara ile kesişir. Tecer çifti Ulus'ta Işıklar Caddesi yakınlarında bir apartmana taşınır. Bir zaman sonra yeni taşındıkları bu eve Sivas'tan bir misafir gelecektir; Veysel Bey ve yardımcısı... Zili çalarlar, Meliha Hanım içeri davet eder, Veysel Beyler çamurlu pabuçlarını kapının eşinde bırakıp içeri girerler. O an fark eder Meliha Hanım. Misafirlerin çorapları tertemizdir. Oysa bu kadar çamurlu bir yolda ayakkabılarının ve çoraplarının kirlenmemesi mümkün değildir. Anlarlar ki Veysel Bey ve yardımcısı Tecerlerin evini kirletmemek için nezaket göstermiş, eve girmeden önce kapı önünde çamurlu çoraplarını çıkarıp yenisiyle değiştirmişlerdir. İşte bu özel bilgiyi bana Tecer'in kızı Leyla Hanım anlattı geçtiğimiz günlerde. "Veysel Bey kim" derseniz, yanıtlayayım. Hepimizin bildiği Aşık Veysel...
Bilenler vardır elbet. Ahmet Kutsi Tecer, 1930'ların başında öğretmen ve milli eğitim müdürü olarak Sivas'ta bulunur. Kasım 1931'de Halk Şairleri Bayramı'nı gerçekleştirirken bölgedeki aşıkları da bir araya getirir. Aşık Veysel'i de bu şekilde keşfederek onu Türk kültürüne ve Türk müziğine kazandırır. Köy Enstitülerinde usta öğretici olarak ders vermesini sağlar. Tecer, yine o yıllarda Sivas Lisesi'nde Cahit Külebi'nin edebiyat öğretmenliğini yaparak yetişmesinde rol oynar. Dahası bölgedeki Ali İzzet, Talibi, Ağa Dayı gibi daha birçok halk ozanının ortaya çıkarmasına destek olur. Tecer ayrıca Halk Şairlerini Koruma Derneği'ni kurarak da halk müziğinin radyoya girmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunur. Sivas'ta tanıştığı müzik öğretmeni Muzaffer Sarısözen'i de kültür hayatına kazandırırken Sarısözen 1940'larda halk türküleri ve Rumeli türkülerinin derlenmesini sağlar.
"ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA"Tecer, aynı zamanda yüreği vatan sevgisi ile dolu bir yurtseverdir. Darülfünun'da okurken okul arkadaşlarıyla Millî Mücadele taraftarı yazılar yazar. Aralarında Hasan – Âli Yücel'in olduğu bu isimler Yahya Kemal'in öncülüğündeki Dergâh dergisinde seslerini duyururlar. 1921 ile 1923 yılları arasında yayınlanan bu dergide Abdülhak Şinasi Hisar, Halil Vedat Fıratlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melûl Meriç, Nurullah Ataç gibi isimler yazar. Hatta aralarına Ahmet Haşim de katılır ve bu grup 'Dergâhçılar' olarak bilinir. Tecer, Sivas'a tayini öncesi devlet bursuyla Sorbonne Üniversitesi'nde eğitim görür. Türk eğitimi için çalışmalar yapar. Fakat Tecer sadece eğitimci değildir. Şairlik yönü de vardır. Herkesin bildiği o meşhur dizelerin sahibidir:
"Orda bir köy var uzakta
O köy bizim köyümüzdür
Gitmesek de görmesek de
O köy bizim köyümüzdür"
"ÜLKÜ DERGİSİ VE TECER"1941 – 1945 yılları arasında Ankara Halkevi'nin ve Halkevi'nin dergisi olan Ülkü'nün idaresini üstlenir. Dergiyi çıkarırken halk ozanlarını, halk şiirlerine yer vermek niyetindedir. O yıllar henüz yirmilerindeki genç şair Ceyhun Atuf Kansu'ya da fikrini sorar. Şöyle anlatır Kansu: "Bir gün Tecer usta çağırdı beni. Evinde üç saat kadar konuştuk. Bana düşüncelerimi sordu. Ben de Sait Faik'ten, Oktay Rifat'a, Ahmet Muhip'ten Cahit Sıtkı'ya, Fazıl Hüsnü'den Cahit Külebi'ye bu derginin her ozana her yazara açık olmasını söyledim. Türk şiirini, Türk öyküsünü her dalıyla kucaklamalıydı."
Bu konuşmanın ardından zamanın yenilikçi şairlerinden Orhan Veli de dahil olmak üzere gençler Ülkü'de yazar, yeni şairler ortaya çıkar.
"TECER VE KÖŞEBAŞI""Annem ve babam 1937 senesinde Ulus'ta bir sene oturduktan sonra Yenişehir'e tanışır. Meşrutiyet Caddesi üzerinde Milletvekili Ali Zırh'ın apartmanı vardı, o binaya. Babam bir piyes yazar o sobalı evde. Ben çocuk olduğum için aklım ermiyor tabii, ama annem anlattı bana o günleri. Babamın çalıştığı oda sobasızmış, soğuk. Taş bir sobamız vardı büyük holde. O sobanın başına gidiyor, biraz ısınıyor, sonra odasına geri kapanıp sabahlara kadar o piyesi yazıyor. İşte o piyes bu zor şartlarda ortaya çıkmış: adı da Köşebaşı!"

13