29 Ekim 1923 akşamı Meclis'te hareketli bir ana tanıklık edilir. Anayasanın ilk maddesi olan "Türkiye Devleti'nin yönetim şekli cumhuriyettir" ifadesi 20.30'da kabul edilirken milletvekilleri de hep bir ağızdan "Yaşasın Cumhuriyet" diye haykırır. Aynı anlarda Ankara Kalesi'nde 101 pare top atışı ile Cumhuriyetin ilanı duyurulur. O günün tanığı tarihçi Enver Behnan Şapolyo da Ankaralı esnafın dükkânlarına bayraklar astığını, Ankaralıların bayraklarla Meclis'e yürüdüğünü, çocuklara da bayramlıklarının giydirilip ellerine Türk bayraklarının verildiğini anlatır. O gün Ankaralılar Meclis'in önünde Cumhuriyeti kutlar.
'CEYHUN'UN GÖZÜYLE CUMHURİYET'O günün tanığı Ceyhun (Atuf Kansu) adındaki bir çocuktur. Cumhuriyetin ilanına tanıklık ederken o güne ilişkin "Olağanüstü şeyler oluyordu" cümlesini kurar ve Ankara Kalesi'ndeki top seslerine kulak kabartır. "Ne oluyor ne bitiyor demeye kalmadan Ankara Kalesi'nin oralardan bir gümbürtü geldi. (...) O gece bir şenlik, bir bayram gecesiydi" diye anlatır. Ayrıca yaşadıkları Ankara evinin avlusunda Mazhar Müfit Bey'in eşi İclal Hanım ile aile dostlarının havaya ateş ederek Cumhuriyeti kutladığını aktarır.
'ORHAN'IN GÖZÜYLE 1933 KUTLAMALARI'Cumhuriyetin "Onuncu Yılı" ise daha özel bir kutlanır. Bunun için de bir bütçe ayrılır, haftalar öncesinde çalışmalar başlatılır. Ziraat Bankası'ndan İş Bankası'na Meclis binasından Ankara Garı'na kadar Ankara'daki yapılar süslenir. Yurtdışından konuklar davet edilirken Sovyet General Voroşilov için Ankara Garı'nda Rusça "Hoş geldiniz" yazılır.
Etkinliklerin kalbi de Hipodrom olur. Devlet erkânının hazır bulunduğu tribünlerde yabancı temsilciler de yer alır. Sovyet rejisör Sergey Yutkeviç bu anları filme alarak "Türkiye'nin Kalbi Ankara" adıyla bir belgesel olarak yayınlar. O günün tanığı dört yaşındaki Orhan (Karaveli) da kutlamaları kaleme alan belki de tek çocuktur. Yıllar sonra o anları şöyle anlatır:
"Ana caddelere tak-ı zaferler kuruluyor, her taraf bayraklarla süsleniyordu. Evlerin de ışıklarla donatılması beklendiğinden hemen herkes seve seve işe koyulmuştu haftalar öncesinden. Babam da bir elektrikçi getirerek evimizin istasyona bakan önyüzüne sıra sıra renkli ampuller dizdirmişti. Bayrama günler kala biz büyük bir keyifle bunları yakan düğmeyi çevirince komşularımız hayran olmuş ve ertesi gün aynı elektrikçiyi çağırtarak onlar da evlerini donatmışlardı. (...) Ayrıca 10. yıl kutlamalarını halk seyretmekle kalmayacaktı Atatürk'ün önünden geçerek onu sevgiyle, minnettarlıkla selamlayacaktı.
(...) Sabah erkenden, babamın önceden peylediği bir taksiye binip, devlet ricali ile Ankara'daki yabancı elçilik mensuplarına ayrılıp çiçek ve bayraklarla süslenmiş şeref tribününün yanındaki davetliler bölümünde yerimizi aldık. Az sonra yanı başımızda bir dalgalanma oldu. Herkes ayağa kalktı ve Atatürk olanca şıklığı, zarafeti ve tevazusuyla çevresindekileri selamlayarak en öndeki yerini aldı. (...)
Atatürk ne kadar şık, etkileyici ve güzeldi. Etrafına ışıklar saçan bir güneş gibiydi! Yerimde duramıyor, koşup yanına gitmek istiyordum. Babam, bunu anlamış olmalı ki oturduğumuz yerde elimi sıkı sıkı tutuyordu. Sonra, ağır ağır yerinden kalktığını gördük. Tribünleri dolduranlar, karşısındaki askerler, izciler, halk herkes dikkat kesildi. ıt çıkmıyordu. Delen bakışlarla bir iki dakika kadar etrafı süzdü ve elindeki küçük kâğıtlara ara sıra bir göz atarak ünlü 10. Yıl Nutku'nu kanlarımızı donduran bir sesle okumaya başladı: "Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir"...
'NEZİHE'NİN GÖZÜYLE CUMHURİYET BAYRAMLARI'Nezihe (Araz) de bayramdan önce günler öncesinde hazırlıkların yapıldığını söyler. Kadınların ve elçilerin kıyafetleriyle göz kamaştırdığının altını çizerek "Bayram günü, önce Mustafa Kemal Meclis'te tebrikleri kabul ederdi. Sonra, Ulus'ta kurulu tribünler önünde muhteşem bir resmi geçit başlardı. Bu resmi geçidin en ilgi çekici yanı benim için, sefirlerin kıyafetleriydi. O alışık olmadığımız giyim, o renk renk süslü şapkalar, beyaz eldivenler, o çılgın renk cümbüşü" diyerek anlatır. Sonra da ilginç bir ayrıntıyı sunar bizlere: "Sabah çok erken, kahvaltı masasında iki konuğumuz var. Bu iki konuktan biri işçi temsilcisi olarak Meclis'e giren Muslahittin (*Abdullah Müslihattin Tunca) Bey, öbürü ilk köylü kadın milletvekili Satı Kadın. İkisi de Ankara milletvekili. Mustafa Kemal, Ankara milletvekili olduğu için onları babama emanet etmiş. Resmi elbiselerini giydirsin, kuşatsın, öyle getirsin törene diye. Annem Satı Kadın'a, lacivert bir tayyör diktirmiş, babam Muslahittin Bey'e o kuyruklu ceketle, silindir şapkayı ve rugan pabuçları almış. Kahvaltıdan sonra giyindiler" ve törene gittiler diye uzun uzun anlatır. Akşam da Cumhuriyet balosunun Ankara Palas'ta verildiğini belirtir.

23