Mayıs 1934, ankaya Köşkü. Gazi'nin karşısında 27 yaşında gencecik bir müzisyen. Gazi nereli olduğunu öğrenmek ister ve genç adam "İzmirliyim Gazi Hazretleri" yanıtını verir. Ardından Gazi "Kimin nesisin" diye sorar. Genç adam gururla "Babam Celal Hoca'dır. İzmir Kütüphanesini kuran, matematik hocası Celal Hoca."
Gazi gözlerini kısarak bir an düşünür ve hatırlayarak "Demek Celal Hoca'nın oğlusunuz! Tanırım Celal Hoca'yı".
Atatürk bu kez de tahsilini nerede yaptığını öğrenmek ister. Genç de devlet bursuyla iki yıl Fransa'da müzik eğitimi aldığını belirtir. Ulu Önder, yeteneğini görmek istediği bu gençten bir de parça çalmasını ister.
Genç adam piyanonun başına geçer ve Haydn'ın "Yaratılış" eserinden bir bölüm çalar. Gazi çok beğenir ve "Tamam! Orkestrayı siz idare edeceksiniz!" cümlesini kurar.
Bundan 92 sene önce Ankara'da yaşanan bu görüşmenin ardından bu genç adam ankaya'dan ayrılır ve Halkevi'ndeki odasına çekilir, yarım kalan besteyi tamamlar, 19 Haziran 1934 günü orkestranın başına geçer ve Cumhuriyetin bir ilki gerçekleşir. İran Şahı Rıza Pehlevi'nin onuruna, Cumhuriyetin ilk operası olan "Özsoy" Ankara Halkevi'nde sahnelenir.
O gün Gazi'nin sınava tabi tuttuğu genç Adnan Saygun'dur. Yani Celal Hoca'nın oğlu. Türkiye'nin ilk devlet sanatçısı...
Saygun, 27 Aralık 1934 günü yine Gazi'nin isteğiyle ilk Türk operalarından Taş Bebek'i besteler, müzik tarihimizde ilkleri gerçekleştirir ve önemli başarılar elde eder. Tıpkı babası Celal Hoca gibi...
*Celal Hoca ve oğlu Adnan Saygun
"ATATÜRK'ÜN TANIDIĞI O CELAL HOCA"Mehmed Celalettin Saygun yani nam-ı diğer "Celal Hoca" aydın ve örnek bir sima olmuştur çevresine. Küçük yaşta medresede eğitim almış, hafız olmuştur. Sonra İzmir'de Muallim Mektebi'nde okumuş, matematiğe özel ilgi duymuş, mezun olduktan sonra da İzmir Mekteb-i Sanayi, İzmir erkek ve kız sultanilerinde öğretmenlik yapmıştır.
İstibdat döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin İzmir teşkilatını kurmuş, bu nedenle birkaç kez tutuklanmış, "Hürriyet" fikrinin İzmir'de yayılmasını sağlamıştır.
Oğlu Adnan'ın müziğe yönlenmesini sağlamış, iki evladına da ud dersleri aldırmış ve çocukların okuması için çabalamıştır. Bir de İzmir'e kütüphane kurulması için... İlk girişimi de İkiçeşmelik Camii'nin karşısındaki kahvehanede gerçekleşmiş ve bir kütüphane açmıştır.
Diğer önemli çalışması ise Milli Kütüphane'nin kurulması olmuştur. 1911 senesinin eylül ayında İttihat ve Terakki İzmir Genel Sekreteri Talat Muşkara tarafından bu kütüphaneyi kurması için görevlendirilmiştir. 1912 senesinde Yetimhane (Eytam) müdürü Abidin Bey, İzmir Milletvekili Hamdi Aksoy, Sanayi Mektebi Müdürü Sezai Söker, Maksudzade Edhem Bey "Milli Kütüphane Encümeni" olarak seçilmiştir.
Celal Hoca, Abidin Bey ve Edhem Bey ceplerinden verdikleri birer altınla kütüphane kurma işine girişilmiş, Kadızâde İbrahim Bey ve Caferizade Sadık Bey'in kefil olmasıyla sandalye, film gösterim makinesi, elektrik dinamosu alınıp bir de arsa kiralamıştır. Celal Hocalar boş arsayı yazlık sinema olarak kullanmış, sonra da üzerini kapatıp kışları da film gösterimi yapmıştır. O zamanlar 12-13 yaşlarında olan Adnan da sinemada bilet satıp yardım etmiştir. Celal Hoca sinemadan elde ettiği kazançla kitap almış, bağışlarla kitap toplanmıştır. Böylece 4 Temmuz 1912 günü İzmir Beyler Sokağı'nda Selepçizade Konağı'nda İzmir Milli Kütüphanesi açılmıştır. Celal Hoca 1912-1914 yılları arasında 4000 kitabı kütüphaneye kazandırmış, kütüphanenin müdürlüğünü de üstlenmiştir. Bir süre öğretmenliğe geri dönmüş, Mütareke döneminde yeniden müdürlüğe getirilerek bu özel vazifeyi 28 yıl boyunca sürdürmüştür.

17