Ve Amerika rüyasının sonu

Trump'ın İsrail güdümlü İran saldırganlığı, ABD'yi küresel hegemonyasının tabutuna çakılan son çiviyi vurmuyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Trump yönetiminin İsrail'in stratejik çıkarları için İran'a karşı başlattığı saldırganlığı, Amerikan sisteminin ahlaki ve stratejik iflası olarak değerlendirmektedir. Bunu Seyyid Kutup'un 70 yıl önceki 'ruhsuz materyalizm' analiziyle desteklerken, ekonomik borç yükü ve doların rezerv para statüsünün erozyonuna işaret eder. Ancak yazarın İran çatışmasının ABD'nin küresel düşüşüne yol açacağı tahmini, başka hangi stratejik faktörleri göz ardı ediyor?

​Bugün Beyaz Saray'da oturan zihniyet, dünyayı sadece bir gayrimenkul pazarı ve askeri poligon olarak gören sığ bir tüccar mantığıyla hareket ediyor. Ancak Trump yönetiminin, İsrail'in bölgesel hırslarına taşeronluk yaparak İran'la bir savaşın fitilini ateşlemesi, sadece bir dış politika hatası değil; bizzat Amerikan sisteminin ahlaki ve stratejik iflasıdır.

​Mısırlı düşünür Seyyid Kutup'un 1949'da Amerika'da geçirdiği günleri anlattığı "The America I Have Seen" (Gördüğüm Amerika) isimli eseri, bugün Beyaz Saray'ın savaş tamtamları çaldığı bir dönemde yeniden okunmayı hak ediyor .

Kutup'a göre Amerikan ruhu, maddi ilerlemenin zirvesine ulaşmış olsa da insani değerler ölçeğinde bir o kadar dibe batmış.

Bugün İranda okul bahçesinde çocukların üzerinde patlayan bombalar, Kutup'un bu analizinin ne kadar sarsıcı bir şekilde güncelliğini koruduğunu gösteriyor.

Amerika, devasa binaları ve teknolojisiyle bir dev olsada bu dev evrensel insani bir ruhtan yoksundur.

Bugün İsrail'e Vekaleten Ortadoğu'yu kana bulayan Washington, Kutub'un onlarca yıl önce teşhis ettiği o "ruhsuz materyalizmin" en vahşi evresini yaşıyor. Kendi halkının refahını ve geleceğini bir başka devletin güvenlik obsesyonu uğruna feda eden bir yapı, Kutub'un tabiriyle "insanlığın önderliğine layık olmayan" bir tiranlıktır.

​Amerikan halkı bugün trajik bir paradoksun içerisinde.

Bir yanda "Önce Amerika" diyen bir lider, diğer yanda ise Pentagon'un ve Beyaz Saray'ın koridorlarında İsrail'in stratejik çıkarlarını Amerikan ulusal çıkarlarının önüne koyan bir lobi gücü.

Trump'ın İran'a karşı başlattığı bu saldırganlık, Amerikan toplumunda derin bir kimlik krizine yol açıyor. Ülkenin doğu yakasından batı sahillerine kadar yükselen protestolar, bu savaşın "Amerika'nın savaşı" değil, "Bibi'nin (Netanyahu) ve Trump'ın kişisel hesabı" olduğu yönünde.

Anketler, özellikle Z kuşağı ve orta sınıf seçmenin üçte ikisinden fazlasının bu saldırıyı onaylamadığını gösteriyor. Tepkinin temelinde ekonomi yatıyor.

Orta Batı'daki çiftçi veya Manhattan'da Taxi şofürü, vergisinin neden Tahran'ı bombalayacak uçaklara gittiğini sorguluyor. Toplum, bu savaşın bir "Amerikan Savaşı" değil, bir "vekalet savaşı" olduğunun farkına vardıkça, devlete olan güven bağı kopmaktadır.

​Ve Bibi ile Trump dışında herkes,Savaşın Getireceği Yıkımın Küresel Bir İntihar olacağının çok iyi farkında.

​Zira; İran ile girilen bu çatışmanın Irak veya Afganistan'a benzemediği çok açık. Bu, Amerika'nın küresel hegemonyasının tabutuna çakılan son çivi olabilir.

​Ekonomik olarak, Zaten 36 trilyon dolarlık borç yükü altında inleyen ABD Hazinesi, bu savaşın günde en az 1 milyar dolara mal olduğunu hesaplıyor.

ABD tarafından Hesaba pek katılmayan Hürmüz kartı ile İran tarafından Enerji hatlarının kesilmesi, galonu fırlayan petrol fiyatları, Amerikan rüyasını bir kabusa çevirmeye yetecek kırılganlıklardır. Enflasyon, ABD'de sadece cüzdanları değil, toplumsal istikrarı da yakacaktır.