Maalesef, edebiyat pazarımızda genellikle kötü yazarlardan simsarlar vasıtasıyla 'başarı-lı' romancılar icât ediliyor. Bu simsarlar çetesinin görevi pazara iyi yazarlar kazandırmak değildir, 'edebiyat yıldızları' icât etmektir. On bin, otuz bin, yüz bin satanlar benim ilgi alanımda değil, onlar kendi çöplüklerinde şöhret olmanın keyfini çıkarsınlar. Ben hakiki edebiyatçıların derdindeyim; yeni edebiyat sezonunda usta kalemlerden, nitelikli ve ce-sur yayınevlerinden ne gelecek diye merak ediyorum.
Yıllar önce Türk Edebiyatı'nın en saygın isimlerinden biri olan Tahsin Yücel, 'Kötü bir yazar başarılı bir romancı olabilir mi' diye sormuştu. Maalesef, edebiyat pazarımızda genellik-le kötü yazarlardan simsarlar vasıtasıyla başarılı romancılar icât ediliyor. Buradaki 'ba-şarılı' sıfatı, lûgatlarda 'başarı gösteren' ve 'başarıyla yapılmış' anlamlarında olmasına rağmen, bugün pazar için normalleştirilen her türlü acımasızlığı ve hileyi de içererek lûgat dışı yeni bir anlam kazanmıştır.
Edebiyat pazarlarında 'iyi yazar' ile 'kötü yazar' arasında bir fark yoktur. Çünkü kendileri-ne bazı imkânlar ve ayrıcalıklar sağlanmış olan 'büyük' yayınevleri, yazarları 'iyi' ve 'kötü' olarak tasnif etmiyorlar, onların fıtraten markalaşmaya müsâit olup olmadıklarını dikka-te alıyorlar.
PAZARIN 'YILDIZ' İMALATHANESİEdebiyat pazarlarının işleyişi, her 'büyük' yayınevi markalaşmaya müsâit 'yazar' bulduğunda, editörlerin, eleştirmenlerin ve gazetecilerin arasından bir simsarlar çetesi oluşturmalarını gerektiriyor. Bunların görevleri pazara 'iyi yazarlar' kazandırmak değildir, 'edebiyat yıldızları' icât etmektir. Bu süreçte icât edilen 'edebiyat yıldızları' ise, bir yığın palavrayla gündemi ne kadar fazla değiştirip yayıncılarına ne kadar fazla kazandırırsa, o kadar 'başarılı' sayılıyor.
Bana sorarsanız, kapitalist pazar ile çene ve diş bağlılığı gösteren 'büyük' yayıncıların Türk Edebiyatı listelerini hiç ama hiç merak etmediğimi söylerim. Çünkü ben hakiki ede-biyatçıların dosyalarını kitaplaştırabileceği yayıncı bulup bulamayacaklarının derdinde-yim. Muhtemelen bulamayacaklardır, bulsalar da kitaplarına tanıtım kanalları kapalı olacak, kitapları çok az satacaktır. Çünkü edebiyat pazarımız 'yok sayma' üzerine inşâ edilmiştir.
YARIM YAMALAK 'MÜNEVVER' TAVRIKapitalistleşmiş edebiyat pazarının bir ayağı ya-yıncılarsa, diğer ayağı da okurlardır. Sayıları en fazla bin kadar olan hakiki okuru dışarıda bırakarak söylüyorum; pazara çalışan büyük 'okur' kitlesi, yarım yamalak 'münevver' takımındandır, herkesi kendi istibdatları altına almayı politikleşmek sanan 'solcu' veya 'sağcı' güruhlardır. Onların solculukları da sağcılıkları da Soğuk Savaş aparatları cinsin-dendir, yoksa ne Marx ne de Spengler bilirler. Yaşam alanları kapitalistleşmiş kültürel faaliyetlerin yapısal unsuru hâline gelen meyhaneler, barlar ve kafeler ile yozlaşmış mah-fillerin semtleri olduğundan, oralardan hakiki okura da üstten bakan kendini beğenmiş-likleriyle ve racon kesmeleriyle aramıza düşerler. Asla iyi ve değerli yazarları okumazlar, pazarın başarılı yazarlarının kitaplarını satın alıp, yanlarındakilere onlar üzerinden bir şeyleri dikte etme imkânlarını ararlar.
On bin, otuz bin, yüz bin veya dört yüz bin satanlar benim ilgi alanımda değil, onlar kendi çöplüklerinde şöhret olmanın keyfini çıkarsınlar. Ben yeni edebiyat sezonunda Cevat Ça-pan'dan, Hilmi Yavuz'dan, Güven Turan'dan, Mustafa Kutlu'dan, Enis Batur'dan ve Beşir Ayvazoğlu'ndan ne gelecek diye merak ediyorum. Büyüyen Ay'ın hangi unutulmuşu ba-sacağının peşindeyim. Timaş, Ötüken, Budala Kitap ve Vapur Yayınları'nın keşfedecekle-ri yeni isimleri öğrenmek istiyorum.

16