Baskısı kalmadığında çok aranacak 'kuşlar'

Taner Ay
Bugün
19

Mustafa Kirenci'nin yayıma hazırladığı iki ciltlik 'Söyle Ey Kuş' Büyüyenay Yayınları tarafından okura sunuldu. Kirenci kitabı ne kadar sürede hazırladı, bilemiyorum, ancak şehr-i dildârım için Reşad Ekrem'in 'İstanbul Ansiklopedisi'ni kaç karat olarak ölçüyorsanız, kuşların bahsinde de 'Söyle Ey Kuş'un kütlesini onun öneminden ve değerinden aşağıda yazmamalıyız. Bu kitaba hakikaten bayıldım. Muhtemelen bugün ıskalanacak ama yarın baskısı kalmadığında çok aranacak.

1978 baharının başı olmalıydı, üstümde siyah uzun paltom ve bordo renkli oduncu gömleğim olduğuna göre, hava soğuktu. Bu yüzden niyetimiz belki de ısınmaktı, dört arkadaş Süleymaniye'den kalkıp Kadırga'ya hamama indik. Arkadaşlardan biri yurtta kalıyordu, üstünü değiştirecekti, bu nedenle önce yurda uğradık, girişteki masada bir fraksiyon Mahir Çayan'ın 'Toplu Yazılar'ının yeni baskısını indirimli satıyordu, ben de aynı kitabın 'Bütün Yazılar' ismiyle Evren Yayınları'nın '76 baskısı olmasına rağmen yine de bir adet alıp, paltomun cebine koydum. Diğer cebimdeyse Milliyet, Yeni Ortam ve Tercüman gazeteleriyle birlikte 'ülkücü' çizgideki Töre dergisinin son sayısı vardı.

Neyse, yıkanıp hamamdan çıktığımızda yarım burunlu bir polis minibüsü yanımıza gelip, sadece beni kaptı ve Gayrettepe'ye götürdü. Girişte, sağdaki camlı odadan biri çıkıp, nüfus cüzdanımı istedi, bakınca da "Ooo, hemşehrim senin burada ne işin var!" diye öfkeyle bağırdı. Bilmem, arkadaşlarınız durup dururken beni kapıp getirdi dedim. Meğerse komiserimiz de Bafralıymış. Ekip otosunda cebimden aldıkları Mahir Çayan'ın 'Toplu Yazılar'ını, gazeteleri ve Töre dergisini ise onun masasında görebiliyordum. Bir şey demedim. Odasına girdi, sonra yanına ben yaşlarda sivil giysili bir kadın polis uğradı, kızı bir yerlerden gözüm ısırıyordu ama çıkaramıyordum, yirmi dakika kadar fısır fısır konuştular. Bir yanda Mahir Çayan'ın kitabı, diğer yanda Töre dergisi, anlaşılan ikisi kafa kafaya verdikleri hâlde muammâyı çözememişlerdi. Birkaç yere telefon ettiler, peşinden de yukarıdan söğüt dalı inceliğinde birisi sarı karton kapaklı bir dosya getirdi. Bir kadın bir de Bafralı bana dönüp dönüp bakıyorlardı. Anlaşılan hakkımda bir karar veremiyorlardı. Kadın içerideyken Bafralı komiser odasından yeniden çıkıp, "Hemşehrim, sen nasıl bir manyakmışsın, diğerleri gibi devrim konuşacağına Süleymaniye'de bütün gün bir ayı yavrusuyla oynayıp dururmuşsun!" demez mi, gülmemek için suratımı duvara döndüğümü anımsıyorum. Sonra ne mi oldu, elbette bir saat kadar sonra bin nasîhatla salıverdiler.

Bafralının söylediği doğruydu, bahsettiği yavru bir Çingene'nin oyuncu ayısının yavrusuydu, ona hemen her gün bir Deveci armudu ve yarım kiloluk Pınar süt getiriyor, sonra da yağmur yoksa ufaklıkla Osman amcanın kahvehanesinin önünde güreşiyorduk. Benim için hayvanlar bir yana dünya bir yanaydı, bahçedekileri saymıyorum, Feneryolu'ndaki Özbek Apartmanı'nda bir sürü kedimiz ve Bobi isimli bir köpeğimiz vardı, sonradan elli kadar kuş, cins cins akvaryum balığı ve sürekli evden firâr etmeye kalkışan ama her defasında kedilerime yakalanan komik bir heybeli sıçan da besledim. Bu sevgim yüzünden hayvanlara ilişkin her türlü kitabı alıp okuyorum, Jack London'da kurtlar ve köpekler, James Oliver Curwood'da ayılar, Cengiz Aytmatov'da ve Abbas Sayar'da atlar, Paul Gallico'da ve Luis Sepulveda'da kediler, say say bitmez, beni mutlu ediyorlar. Bugünlerdeyse Mustafa Kirenci'nin yayıma hazırladığı iki ciltlik muhteşem 'Söyle Ey Kuş'unu elimden bırakamıyorum.

MÜNEVVERÂNA VE ASIL OKURA GÖRE

Mustafa Kirenci 'Söyle Ey Kuş'u ne kadar sürede yayıma hazırladı, tam olarak bilemiyorum, ancak şehr-i dildârım için Reşad Ekrem'in 'İstanbul Ansiklopedisi'ni kaç karat olarak ölçüyorsanız, kuşların bahsinde de Mustafa Kirenci'nin 'Söyle Ey Kuş'unun kütlesini 'İstanbul Ansiklopedisi'nin öneminden ve değerinden aşağıda yazmamalıyız. Bu kitaba hakikaten bayıldım. Muhtemelen bugün ıskalanacak ama yarın baskısı kalmadığında çok aranacağına inanıyorum.