Kurban, kelime karşılığı yakınlık, sözlük anlamı "yaklaşmak", "Allah'a yakınlaşmak" demektir. Dinî bir terim olarak ise, ibadet amacıyla belirli şartları taşıyan bir hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu yolla Yaratıcıya olan bağlılığı ifade eder.
Bu yıl yine bir Kurban Bayramı'na erdik. Dünya kör topal bir hâle gelmişken bir bayram tesellisi ruhumuzu sarıp sarmalıyor her şeye rağmen. Bayramın ruhumuzda diri tuttuğu kardeşliğe, inanca, paylaşmaya, insanlığa olan umutla yaşamı yaşanır kılmaya çalışıyoruz.
Şehrin üzerine serilmiş karanlık örtüyü bayram sevinciyle kaldırırken, uykudan yeni uyanan sokaklar huzura gözlerini aralıyor. Çünkü bayramlar, zamanın sıradan akışına bırakılmış günler değildir. Bayramlar, gökyüzünün yeryüzüne biraz daha yaklaştığı, kalplerin biraz daha yumuşadığı, insanın inancı, umudu, kardeşliği ve insanlığı yeniden hatırladığı mübarek duraklardır.
Bugünlerde modern dünyanın yorulmuş insanı bayramı, çoğu zaman birkaç günlük tatilden ibaret görüyor bazen. Bayram valiz hazırlamak değil; gönlü hazırlamaktır. Yola çıkmak değil; özüne dönmektir. Kalabalıklara karışmak değil; kalbinin sesini yeniden işitebilmektir.
Zira kurban, sadece bir hayvanın kesilmesi değildir. Kurban, insanın içindeki bencilliği, kibri, hırsı ve nefsinin taşlaşmış taraflarını Rabbinin huzurunda kurban edebilmesidir. Bıçağın hayvana değil, önce insanın nefsine dokunmasıdır.
Kendinin kıymetini bilmeyen, hiçbir şeyin kıymetini bilemez. Yaşam kendini bilmekle başlar, hayatı anlamakla devam eder. Kurban da emanetin sahibine kurban olabilmeyi göze almakla başlar. Ki insan, "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir."(En'âm Suresi, 162. Ayet) ayetini ruhunda hissederek söyleyebildiği kadar var olabilir hayatta.
Kelime kökü itibarıyla "yakın olmak" anlamına gelen kurban, aslında insanın Rabbine doğru çıktığı bir yakınlık yolculuğudur. Bu yüzden Yüce Allah, Resûlü'ne, "Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes." (Kevser Suresi, 2. Ayet) buyurur.
Önce kulluk, sonra kurban... Bir bakıma kulluğa kabulün teşekkürü olarak keser kurbanı insan. Çünkü kurbanın özü et değildir, kandan ibaret değildir. Kurbanın özü teslimiyettir. Tıpkı Hz. İbrahim'in yıllarca beklediği evladını Rabbinin emrine teslim etmesindeki gibi...
İbrahim olmak kolay değildir. Kimi zaman evladını, kimi zaman makamını, kimi zaman nefsini, kimi zaman da tutkularını Allah'ın rızası uğruna feda edebilmektir İbrahim olmak.
Ve insanın hayatında mutlaka bir İsmail vardır. Kimimizin İsmail'i makamıdır. Kimimizin serveti. Kimimizin şöhreti. Kimimizin vazgeçemediği her şeyidir...
Kurban Bayramı gelip de kapımızı çaldığında bize sorulan soru aslında şudur: "Sen neyi Allah için feda edebilirsin" İşte bayramın hakiki muhasebesi burada başlıyor fikrimce.
Bugün dünyanın dört bir yanında savaşlar sürüyor. Gazze'de çocuklar bayramlık yerine kefen giyiyor. Mazlum coğrafyalarda anneler evlatlarının mezar taşlarını okşayarak bayramı karşılıyor. Bugün savaşların gölgesinde yaşanıyor bayramlar. Dünya bir grup insanın keyfine her gün kurban ediliyor.
İnsanlık teknolojide ilerledikçe vicdanda sınıfta kalıyor. Bu çağın en büyük kurbanı merhamet oldu. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber'in ümmeti olarak merhametin beş kişinin keyfine feda edilişine gözlerimizi kapıyoruz. Bazılarımız ise bu filme alkış tutmakla meşgul...
Teknolojinin elimize verdiği aletlerle birbirimize olan yakınlığımızı da kaybediyoruz. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz birbirimizden. Kendi dışımızda olan savaşlara suçlu bulmak kolayken aynı evde yaşayıp birbirimize yabancılaştığımız ailemizin suçlusu kim
Aynı sofraya oturup birbirimizin gözlerine bakmıyoruz, hangi rengi sevdiğimizi, hangi takımı tuttuğumuzu bilmiyoruz. Neleri sevip nelerden hoşlanmadığımızı unuttuğumuz, en son birlikte neler yaptığımızı hatırlamakta dahi zorlandığımız aile bireylerimizle aramıza örülen duvarın ustasını dışarıda aramak içimizi rahatlatır mı Ya aynı şehirde yaşayıp birbirinin acısından habersiz milyonlar...

36