Elhamra'dan muhteşem
Divriği Ulu Camii'ni Elhamra'dan üstün bulan yazar, Anadolu'nun İslam alemindeki merkezi konumunu iddia ediyor; ama bu kültürel gurur, bize ne pratik çözüm sunuyor?
Yazar, Divriği'yi ziyaret ederek Mengücekliler döneminin mirasını Endülüs'teki eserlerden daha önemli bulmuş ve Anadolu'yu İslam dünyasını anlamanın anahtarı olarak görmektedir. Bu iddiayı, Divriği Ulu Camii'nin tasarım ve işçiliğindeki olağanüstülükten yola çıkarak temellendiriyor. Ancak tarihi mirasla gurur duymak, günümüz Anadolu'sunun gerçek sorunlarıyla nasıl ilişkilendirilmeli?
Geçtiğimiz hafta sonu konferanslar için Sivas ve Elazığ'daydım. Pazar sabahı Sivas'tan Elazığ'a geçerken Divriği'ye uğradık. Çok uzun zamandır, bu şirin İslâm beldesine yolumu düşürmek istiyordum, ancak Divriği'yi dünya çapında şöhrete kavuşturan ulu cami ve şifahane yıllardan beri restorasyonda olduğundan, ziyaretimi de erteliyordum. Nihayet çalışmalar tamamlanınca, imkânları fırsata dönüştürdük. Epey serin bir bahar sabahı, Divriği'yi idrak etmek nasibine erdik. "Ziyaret" yerine "idrak" kelimesini kasten kullanıyorum elbette. Gidip görünce anladım ki, Divriği ziyaret değil idrak edilir.
Günümüzde Sivas'ın bir ilçesi olan Divriği, aslında 15 bin nüfuslu bir kasaba; ancak İslâm tarihinde çok az beldeye nasip olan bir derinliğe sahip. 1180'lerden 1270'lere kadar şehri yöneten Türk hanedan Mengücekliler, Divriği'de o kadar kalıcı ve silinmez izler bırakmış ki, daha uzaktan görür görmez, sırtını dağlara yaslamış biçimde size tebessüm eden ve adeta "Gelin bakalım, size anlatacaklarım var" diye fısıldayan şehrin büyüsüne kapılıyorsunuz. Herhalde erişilmesi güç konumu sebebiyle olsa gerek, Divriği, tarihteki büyük yıkım ve istilalardan kendisini korumuş. Anadolu Selçuklularına bağlı bir şehir devleti olan Mengücekliler, bu sayede Divriği'yi baştan başa imar etme fırsatı bulmuşlar.
Divriği Ulu Camii'ni ve ona bitişik şekilde inşa edilen şifahaneyi, caminin müezzini Nail Ayan Hoca'nın mihmandarlığında gezdik. 1228-1243 tarihleri arasında tamamlanan külliyenin cami kısmını Süleyman Şah'ın oğlu Ahmed Şah yaptırmış. Şifahaneyi ise Ahmed Şah'ın eşi Melike Turan Melek vakfetmiş. Külliyenin baş mimarı, Muğîs oğlu Ahlatlı Hürrem Şah. İşin ilginç tarafı, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi, Hürrem Şah'ın bilinen ilk ve tek eseri. Tarihe böyle bir âbideyle geçmek de her faniye nasip olmayacak bir devlet doğrusu. Tam iki saat boyunca, külliyenin içindeki ve dışındaki ayrıntılardan gözümüzü alamadık. Taş işlemeler, taç kapılar, süslemeler, semboller, mânâlar ve işaretler... Nail Hoca anlattıkça, biz de tarihin derinliklerine doğru dalıp gittik.
Seyahatten önce yaptığım araştırmalar sırasında, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi'ne "Anadolu'nun Elhamra'sı" dendiğini okumuştum. İtiraf etmem gerek: Divriği'ye doğru yaklaşırken "Endülüs'ün incisi Elhamra'nın ihtişamıyla kıyaslanacak bir eser olabilir mi gerçekten" diyordum. Fakat külliyeyi görünce, tek kelimeyle çarpıldım. Defalarca Endülüs'e seyahat etmiş, Elhamra Sarayı ve Müslümanlardan kalma diğer eserleri her yönüyle incelemiş biri olarak, artık şunu söylemekte beis görmüyorum: Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi, Endülüs'teki hiçbir eserle kıyaslanamayacak derecede muhteşem ve olağanüstü. Bu cümleyi, ne dediğimi bilerek kuruyorum.

3