Siyasette aşırı derecede kutuplaşmak, zihinlerimizi siyasetin günlük kavgalarına hapsediyor. Tarihin uzun dönemli süreçleriyle ilgili analitik bir yazıyı bile günlük siyasete monte ediyoruz.
Aşırı kutuplaşmada Miyanvar'dan sonra dünya ikincisiymişiz zaten. Bizi Polonya ile Brezilya izliyormuş.
Herhangi bir alanda yarıştığımız bir gelişmiş ülke var mı
Zihin kilitlenmesini aşmanın bir yolu, olaylara "uzun dönemli" bakmaktır. Ben böyle baktığımda gördüm ki, Osmanlı'nın yükselişinde en önemli birkaç faktörden biri ikta sistemidir. Çöküşünde de en önemli birkaç faktörden biri yine ikta sistemidir.
Bunu fark ettiklerinde çok gecikmişlerdi.
Bu olgudan bugün için alınacak o kadar çok ders var ki...
KENDİ TERCÜBELERİM
Benim fikrî şahsiyetim devrim-muhafazakarlık, ardından sağ-sol kutuplaşmalarının yaşandığı dönemlerde teşekkül etti. Üniversiteye geldiğimde devrimciler yani 27 Mayısçılarla milliyetçiler yani Demokrat Partililer kutuplaşmıştı. Ardından sağ-sol kutuplaması...
Benim şansım, milliyetçiliğimin mimarları politikacılar ve örgütçüler değil, Ali Fuat Başgil gibi bir hukukçu, Mümtaz Turhan gibi bir sosyolog, Osman Turan gibi bir tarihçiydi. Gençlik heyecanıyla peşlerine takıldım; beni hukukla, sosyolojiyle ve tarihle tanıştırdılar...
Merhum Erol Güngör ağabeyimin derinliğini de böyle kavradım.
Sosyalizme karşıydım ama okumam gerektiğinin şuurundaydım.
Sağ-sol arasında kan gövdeyi götürürken, Mehmet Ali Aybar'ın değerini anladım. Pek gençken "Aybarof" demiş olmamın utancını hissettim. Okuyarak gördüm ki Marksist Aybar şiddet yoluyla devrime, devrimin diktatörlüğüne karşıdır. Lenin'e itiraz ediyor, hukuku "üst yapı" diye küçümseyen arkadaşlarına "hukuku burjuva diye küçümsemeyin" diyordu.
SOVYET TECRÜBESİ
"Devrim" diye ululaştırılan, "Leninizm" diye ideolojik itikat haline getirilen sisteme, "Moskof" olmasının ötesinde mesela hukuk açısından bakmak... Üretim, verimlilik, inovasyon açısından bakmak...
Hele de sosyalist iktisatçılar Korkut Boratav'ın "Sosyalist Planlamada Gelişmeler" adlı kitabı ile Ernest Mandel'in üç ciltlik "Marksist Ekonomi El Kitabı"nı 1970'lerin son yıllarında okuduğumda... Ve 1980'lerde Turgut Ağabey'in (Özal) zihnimizi açmasıyla piyasa ekonomisini gözlemlemeye ve okumaya başladım. Gördüm ki "hukukun üstünlüğü" ve "piyasa" olmadan gelişmiş ülke olmak mümkün değildir.
Oysa Marksizm kuvvetler ayrılığını reddetti. Lenin "proletarya diktatörlüğünü" şöyle tanımlamış ve tam böyle bir rejim kurmuştu:
"Diktatörlük, doğrudan doğruya zora ve herhangi bir yasa ile sınırlandırılmamaya dayanan yöntemdir. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, proletarya tarafından burjuvaziye karşı şiddet kullanarak kazanılan ve sürdürülen yönetimdir, herhangi bir yasa ile sınırlandırılmayan yönetimdir."
Stalin'in savcısı ve hukuk teorisyeni Vişinsky, 1948'de yayımlanan "

4