Otokrat sandığa gömüldü

Macaristan'da otokrasi seçimi kaybetti, demokrasi kazandı—peki Türkiye'de benzer direniş mümkün mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Viktor Orban'ın Macaristan'da seçim kaybetmesini demokrasinin otokrasiye karşı bir zaferiye görmektedir. Bu iddiayı güçlü uluslararası destekle (Trump, Putin, Netanyahu) kaybediş ve halk tepkisinin başarılı olması üzerinden öne sürmektedir. Ancak yazının sonunda eleştiriye yanıt veren yazar, kişi temelli saldırılarla veri ve araştırmanın yerine geçip geçemeyeceği sorusunu açık bırakmaktadır.

Tabii ki Macaristan'daki seçim sonuçlarından bahsediyorum. Çağımızda yükselişte olan popülist otokrasi ilk defa Macaristan'da seçim kaybetti.

Ülke içinde ve dış politikada ana tercihinde demokrasiyi esas alacağını belirten muhalefet lideri Peter Magyar'ın TISZA (Saygı ve Özgürlük) partisi yüzde 53 oyla parlamentoda üçte iki çoğunluğu aldı. Anayasada değişiklikler yapabilecek.

Orban'ın oyları yüzde 38'de kaldı. Aşırı sağ Mi Hazank'ın oyu yüzde 6.

Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğu şuradan da belli ki, Trump, Putin, Netanyahu ve Avrupa'nın bütün aşırı sağı Orban'a kazandırmak için seferber olmuştu.

Bu seçimlerde otokrasi kaybetti, demokrasi kazandı.

Yürekten temenni ederim, yeni lider Magyar rövanşizm hastalığına kapılmadan itidalli reformlarla ülkesini düzlüğe çıkarsın.

DEMOKRASİDEN OTOKRASİYE

Macaristan, Kızıl Ordu'nun kurduğu komünist rejimle yönetilen bir ülkeydi. Rejime karşı halk hareketleri başladığında, demokrasiyi savunan genç liderlerden biri, Viktor Orban'dı. Hukuk okumuştu. Soros'un verdiği bursla "liberal değerleri öğrenmek" için başvurduğu Oxford Üniversitesi'ne kabul edilmişti.

Soros, genç Orban'ın liderlik ettiği Genç Demokratlar Birliği Fidesz'e 500 bin dolar bağış da yapmıştı...

Orban, ileride iktidarını pekiştirince Soros'u "Macaristan'ın düşmanı" ilan edecekti.

Komünist rejim yıkıldıktan sonra, 1990'da ülkesine dönmüş, 1998 yılında yüzde 42 oyla Fidesz'i birinci parti yapmış, Demokratik Forum Partisi'yle koalisyon kurarak başbakanlık koltuğuna oturmuştu.

Kişiliğindeki "güç" tutkusu koltukta kabardı.

2002 seçimlerini kaybetmesi, güç tutkusunu büsbütün körükledi.

2010 yılında anayasayı tek başına değiştirebilecek çoğunlukla iktidara geldi. "Avrupa'yı Müslüman göçmen istilasından koruyan" Hunyadi Yanoş pozlarında popülizm yaparak otoriter bir rejim kurdu.

Orban, Avrupa'da Putin'in, Trump'ın Netanyahu'nun vekili gibi hareket etti.

ADIM ADIM OTOKRASİ

İlk işlerinden biri, anayasanın yargıyla ilgili maddelerinde değişiklik yaparak AYM üyelerinin emeklilik yaşını aşağı çekmek, yerlerine kendi adamlarını getirmek oldu.

AYM Başkanı Andras Baka, AİHM'ye başvurdu. AİHM, 196 paragraf ve 112 sayfadan oluşan anıtsal kararında, anayasa değişikliği yoluyla yargıya müdahalenin "ağır ihlal" olduğuna karar verdi. (Büyük Daire, 23 Haziran 2016)

Orban uygulamadı fakat rejiminin üstüne "ağır ihlal" gölgesi düşmüştü.

Basına ve muhalefete ağır baskıları Avrupa Birliği yaptırımlarına yol açtı. AB fonları önemli ölçüde donduruldu. Orban, 2020'lerin başlarındaki bu gelişmelerin ekonomiye zarar vereceğini öngörememişti.

Orban rejimi hakkında doktora tezleri yapılsa yeridir. Çağımızdaki otokrasilerin, "rekabetçi seçimleri" muhafaza ederek fikir ve ifade hürriyetini ve muhalefeti bastırma yollarının en ustaca örneklerini Orban sergiledi.