Modernleşme sorunu

Tarihçi Şükrü Hanioğlu Abdülhamid'le Atatürk'e kadarki dönemler hakkında bir numaralı tarihçidir.

Son eseri "Atatürk, Entelektüel Biyografi", benzeri yazılmamış bir başyapıttır, eski deyişle şah-eser. Aynı akademik seviyede, aynı dolgunlukta eleştiriler bekliyorum, henüz çıkmadı.

Zihniyet dünyamızın araştırılmamış, teşrih edilmemiş ama olağanüstü derecede önemli bazı yönlerine ışık tutmak üzere, değerli tarihçimizin birkaç tespitine, teşhisine dikkat çekmek istiyorum.

Hem Osmanlı'da, hem Cumhuriyet'te görülen zihniyet sorunlarımız yani…

İKTİSADİ ZİHNİYET

Osmanlı da erken Cumhuriyet de sanayileşmenin yakıcı önemini biliyordu. Devrin şartlarında fabrikalar kurdular, demiryolları döşediler, okullar açtılar…

Fakat bunlar tarihte "sanayi hamlesi" denilecek çapta olmadı, olamadı.

Gazetemizde yayınlanan mülakatında Hanioğlu, hem Osmanlı modernleşmesinde hem Cumhuriyet modernleşmesinde "ekonominin ön planda olmadığını" anlattı.

Devrimle bu değiştirmedi. Atatürk çok okurdu ama okumaları "antropoloji, tarih, dil, felsefe" alanlarına yoğunlaşmıştı. Hanioğlu Atatürk'ün ekonomi hakkında okuduğu Fransızca iki kitap ismi vermektedir.

Ben de birkaç defa yazmıştım, 1930 Buhranı döneminde dünya ve Anadolu krizden kırılırken, dil ve tarih kongreleri onun asıl uğraş konularıydı.

Ekonomi, Başvekil İsmet Paşa'nın alanındaydı. Bütün gayretine rağmen, nihayet "enflasyon nedir" diye soruyordu. Dönemin ekonomi politikasının dar ve katı olmasını sadece liberaller değil, Şevket Süreyya da eleştirir.

NEO PATRİMONYALİZM

Ekonominin "burjuvazi" yaratacak seviyede gelişmediği toplumlarda ne bilim devrimi ortaya çıkıyor ne de sanayi inkılabı.

Biz II. Viyana'ya giderken Adam Smith'in ünlü kitabı binlerce nüsha basılmış, Avrupa şirketlerinde el kitabı olmuştu neredeyse. Ricardo elli, Marks yüz yıl sonra…

Biz de bir tek tanecik şirket yoktu, yayın da yoktu.

Devletler ve zihniyetle de sosyal yapılara göre şekilleniyor.

Bu noktada Hanioğlu'nun kitap ve makalelerinde kullandığı çok önemli bir kavram daha karşımıza çıkıyor: Max Weber'den mülhem "Neo patrimonyalizm"

Türkçe tam karşılığı yok. Belki "mülk-devlet" diyebiliriz. Yetkilerin tek elde toplanması, kurumlaşmanın zayıflığı, kamu görevlilerinin devletten maaş alsalar da baştaki tek yetkilinin şahsına sadakat duymaları, hukukun çok gevşek olması…

Hanioğlu, "Atatürk" kitabında bunu anlatırken, "liyakat yerine sadakat" kavramını kullanır. Abdülhamid, mesela Bakanlar Kurulu'nun yetkilerinin kanunla belirlenmesini kabul etmemişti.Bildiği gibi yönetmek istiyordu.

BİZDE DURUM

Hanioğlu neo-patromonyalizme örnek olarak Abdülhamid'i verir. Atatürk döneminde ve bugün de devam ettiğini anlatır.

Bu kültürde partiler de liderin partisi oluyor.

Hanioğlu, Weber'in "