Komşu İran'da 28 Aralık'ta ekonomik sebeplerle başlayan protesto hareketleri giderek genel bir isyan haline dönüşüyor.
Vali Nasr gibi İslam kültürü ve bilhassa piyasa ekonomisinin İslam düşüncesi üzerindeki etkileri hakkında önemli eserleri bulunan bir akademisyene göre, rejim "başörtüsü konusundaki dini kuralları gevşettiği halde" protestolar yayılıyor. ABD ve İsrail'in beklediği, İran'ın kaosa sürüklenmesi ihtimali ciddi bir tehlikedir.
"İslam Cumhuriyeti, ABD ve İsrail'in dış tehdidi ile kitlesel iç ayaklanma tehdidi arasında sıkışmış durumdadır. Bu çıkmazdan kolay bir çıkış yok. İslam Cumhuriyeti'nin topyekûn çöküşü an meselesi olmayabilir; ancak İran devrimi artık sona yaklaşmış görünüyor."
Herkes hem kaostan sakınmak hem teokratik istibdattan dersler çıkarmak zorundadır.
İRAN'IN EN ZOR DÖNEMİ
Sorun öyle bir noktaya geldi hem rejime karşı hem açıkça "Dini rehber"e karşı bir ayaklanma manzarası var.
- Rejime ilk büyük tepki 2009'da, Devrim'in 30. yıldönümü kutlamaları sırasında ortaya çıkmış, neredeyse her birkaç senede tekrarlanmıştı. Eylül 2022'de, başörtü yasağına uymadığı iddiasıyla karakola getirilen genç kadın Mahsa Emini'nin karakoldan ölüsünün çıkması üzerine kitlevi protestolar zirveye çıkmıştı.
Fakat 28 Aralık'ta başlayan bu defaki protestolar, hepsini geride bıraktı.
- Artık sadece baskılar değil rejimin kendisi hedef alınıyor. Şii bir toplumda hayal edilemeyecek şekilde "Dini Lider" Ayetullah Hamaney'e hakaretler ediliyor. Dahası İslam Cumhuriyeti'nin bayrağındaki stilize edilerek yazılmış Allah yazısını çıkarıp yerine eski Pers aslanı figürünü yerleştiren davranışlar görülüyor.
Bu aynı zamanda Şah'ın da bayrağıydı.
Blooomberg analisti İran asıllı Dina Esfendiyari, rejimin 1979 devriminden bu yana "en zorlu" dönemini yaşadığını, "mevcut haliyle 2026 sonuna kadar hayatta kalmasının zor olduğunu" yazdı.
DEVRİM HEYECANI
1979 İslam devrimi halkın ve aydınların büyük coşkulu desteğiyle gerçekleşmişti. Şii İran halkının gözünde Şah, "Yezid"di.
"Petrolümüz nerede.. Amerika çaldı" sloganı yeri göğü inletiyordu.
Fransa'dan dönen İmam Humeyni'ye milyonlar dinî vecd içinde karşılamıştı.
"Her gün Aşure, her yer Kerbala" idi…
Humeyni aile fıkhındaki "velayet" kuralını kamu hukukuna naklederek, "velayet-i fakih" yani Ayetullahların vesayeti altında, ama Arap ülkelerinde görülmeyen partiler ve seçimlerin de olduğu bir rejim kurmuştu.
Heyecanlar yatıştıkça, işlerin iyi gitmediği, yolsuzlukların alıp yürüdüğü, ambargoların da etkisiyle ekonominin bir türlü ayağa kalkamadığı görüldü.
Bir şey daha görüldü: Halkın bugünkü Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan gibi "reformcular"a oy vermesi de biraz yumuşamadan başka bir şey getirmiyor, son sözü Ayetullahlar söylüyordu.

5